Aldatılmanın varsayımı dahi tüylerimizi diken diken yapmaya yeter. Ama, bir eşimiz varken bile, çoğumuzun gözü fıldır fıldır “ikinci eşlere” kayar. Peki ya sizce insan, tekeşli mi, yoksa çokeşli mi?
İnsan neden 20 yaşında tekeşliliği seçer ki, ya da 40 yaşında neden hala çokeşlidir? Eşimizi bulduğumuza inandığımızda, maceraya atılmak için kafamızda neden binbir tilki dolaşır? Maceradan maceraya koşarken, neden eşimizi arar dururuz? Aldatan erkekler mi, aldatılan kadınlar mı gerçekte?.. Bütün bu soruların cevabını Psikoterapist İskender Savaşır ile “aldatma” üzerine yaptığımız söyleşide bulacaksınız.
- Aldatmanın tanımıyla başlayalım...
Tanımı zor bir kavram... Çünkü tek bir kişide beklediğiniz her şeyi bulabilmeniz imkansız. Bu şartlarda, başka biriyle bir ilişki kuruyorsunuz. Şimdi bu, aldatma mı, değil mi? Söylüyor musunuz, söylemiyor musunuz? Özellikle bizim gençliğimizde her şeyi söylemek diye bir şey vardı. “Ben gittim onunla yattım” diyorduk. Bu, ilk bakışta dürüstlük gibi gözüküyor. Ama gerçekten dürüstlük mü? Hangi niyetle yapıldığına çok bağlı. Çoğu zaman karşındakini acıtmak için yapılıyor. Diyelim ki, karşınızdaki insandan umduğunuz her şeyi bulamıyorsunuz ve gel-geç bir macera yaşamışsınız. Bunu söylememek, kimi zaman daha doğru, dürüstçe bir seçim olabilir.
- Hangi zamanlar?
Karşınızdakini acıtmamak üzere... Ama aldattığınızı söylemek karşınızdakiyle ilişkinizi derinleştirecek bir şeyse; “Ben sende bunu bulamadığım için” diyerek ama suçlayıcı olmayan bir tonda söylüyorsanız, tamam bu dürüstlük... Ama bunu, “Sen eksiksin, yetersizsin, o yüzden başkalarına gidiyorum” şeklinde yansıtrsanız, bu karşınızdakini acıtır.
- Yani, aldattığını itiraf etmek, varolan ilişkiyi kurtaracaksa, söylenmeli. Yok, karşı tarafı acıtmak içinse, söylenmemeli. Fakat, bir de suçluluk duygusuyla başa çıkamayıp, aldattığını eşlerine itiraf edenler var?
Gençlikte, aldatmamak neredeyse imkansız, insan açtır çünkü... Ama bir doygunluk noktasına geldiğiniz zaman; “Bu macera için varolan ilişkiyi bırakın bozmak, pürüz yaratmaya bile değer mi?” denip geçilir. Buna belki yorgunluk diyebilirsiniz. Belki de doygunluk diyebilirsiniz. Ha, bir de bu doygunluk ya da yorgunluk noktasını yaşlanma gibi yaşayıp, yaşlı erkeklerin genç kızların peşine düşmesi şeklinde de oluyor. “Hayır, ben hala eskisi gibiyim” diyebilmek adına... Sonuçta, gençlik ya da yaşlılıkta olsun, aldatma olayında kompleksler de ön plana çıkıyor. Birinde acemi olmak, karşı cinsi yeterince tanımamak, ötekinde “Hala eskisi gibiyim” demek söz konusu..."
ÇOKEŞLİLER MUTSUZ!
- Bir de “açık evlilikler” var... Yani, aldatmanın baştan kabul edildiği ilişkiler?..
Çokeşliliğin yaşandığı ilişkilerin çok da yürümediğini görüyoruz. Seyrek olarak yürüyor. Ama, karşılıklı rıza temelinde çokeşlilik üzerine kuralan ilişkiler de var... En ünlüsü de herhalde Sarter’la Simone de Be-auvoir’ın ilişkisi. Bu noktada, ben şöyle üçlü bir ayırım yapıyorum. Sevgi vardır, karşınızdakini tamamen serbest bırakırsınız, sınırları çok bellidir. Tutku vardır, karşınızdakini ve kendinizi tüketirsiniz, onun sınırlarını tamamen görmezlikten gelirsiniz. Aşk, diye ortada bir şey tanımlarsak, o da sahiplenmedir! Sahiplenme yaşandığında aldatma ciddi bir hal alır. Oysa, sevdiğiniz bir insan sizi ilkeler temelinde aldatır. Ne bileyim, bir dostumun bana yalan söylemesi gibi... Ama, sevgilimin biriyle yattığını öğrenirsem, ki yattığı insan değerli bir insan da olabilir, buradaki aldatılma başka bir şeydir.
- Sevgilinin cinsel olarak aldatması neden bu denli yakıcı?
Çünkü aşk ilişkisinde sahiplenme var. O benim, ben de onunum. Çok karşılıklı bir ilişkiden bahsediyoruz. Ha, tutkuyla bağlandığım beni aldatırsa, öldürürüm, olur. Aldatmasına gerek yok, zaten öldürürüm...
- Çokeşliliğin kabul edildiği ilişkilerde insanlar relaks olmayı nasıl başarıyorlar peki?
Bir zaman idealiydi o kişi, sonra... Tabii sosyalizmle falan da ilgisi var. Mülk edinmemek, sahiplenmemek... Fakat, hem tarihsel deneyim, hem de psikoloji gösterdi ki, bizim olan bir insana ihtiyacımız var. Ve o insanın tek olması lazım. Çünkü, hepimizin bir annesi var (hepimizin de bir eşi olması gerekiyor).
KADININ ALDATMASI FARKLI!
- Kadın ve erkek aldatmayı farklı yaşıyor. Erkek hala aldatmaya daha açık kişi olarak mı algılanıyor?
Evet, geleneksel kültürde; “Erkeğin gözü hep dışarıda olur” şeklinde bir rivayet var. Ve erkeğin aldatması sanki daha tahammül edilir; kadının aldatması ise daha az tahammül edilir bir şey gibi gözüküyor. Kadın aldattığında, erkek kadını öldürüyor. Erkek aldattığında, kadın rakibesini öldürüyor. Her iki durumda da öldürülen kadın! Çünkü, her aşk ilişkisi aslında anneye geri dönüştür. (İlk aşk objemiz annedir.) Ve aldatma olduğunda daima öteki kadın tehdit unsurudur; erkek için de kadın için de... Çünkü ille aşk objesinin ihaneti söz konusudur.
- Aldatma karşısında kadın daha çok sarsılıyor sanki?,. Buna rağmen günümüzde kadınlar intikam ve hırs duygularıyla aldatıyorlar…
Günümüz için aldatan kişinin erkek olduğunu söylemek çok doğru değil. Bir tür hınçla ilişkilere yaklaşan kadınların sayısının arttığını ve gözüne soka soka aldatmayı neredeyse bir meziyetmiş gibi yaşadıklarını söyleyebiliriz. Tarihsel bir intikam belki... Kişisel bir erdem midir, bilmiyorum ama... Öyle bir şey var. Yine de kadınların aldatması, erkeklerin aldatmasından her şeye rağmen daha zormuş gibi görünüyor. Bir de, kadın aldatmaya karar verdiğinde ilişkiden vazgeçmiş oluyor galiba. Oysa, erkeklerin aldatmalarında, “Canım ne olacak, bir macera yaşadık, ben karıma aşığım” var. Kadın için ise; “Bir kere yaptım ben hala kocama aşığım” cümlesi, aynı kolaylıkla söylenebilecek, değilmiş gibi gözüküyor. Çünkü kadının bir kere aldatmasının altında, kocayla olan ilişkinin aşılmış, zedelenmiş olması var. Öte yandan kadınlar daha affedici, ya karşısındaki erkeğin “kaçamaklarını” affediciler... Ya da karşılarındaki erkeği gözden çıkarmışlarsa affediciler.
Tabii, aldatmaya bünyesel olarak bakarsak, kadınların daha çok aldatması gerekir. Çünkü kadınların orgazm olma potansiyeli daha yüksektir. Bir erkeğin bir kadını tatmin etmesi daha zordur. Kadın daha sık orgazm olabilir gibi...
- Mesela, geçenlerde bir kadın arkadaşım, 9 yıllık evliliği süresince kocasını sayısız aldattığını, sonunda kocasının dayanamayıp kendisini terkettiğini söyledi...
Ama, aldatılan eşin de niye aldatıldığını kendisine sorması gerekiyor. Yani hangi ihtiyacı karşılamadığı için aldatıldı?..
SEVGİMİ DARAĞACINA ASARKEN ELLERİM TİTREMEMELİ, SEVECEKSEM BÖYLE SEVMELİYİM