06-25-2008, 11:12 AM
Operasyonlarla birlikte art arda yayınlanan Ergenekon ile ilgili kitaplar gerçeği ne kadar yansıtıyor? Ruşen Çakır yazıyor
Ruşen Çakır / Kitapların dilinden Türkiye’nin dünü, bugünü, yarını... 3
İlişkiler derin kitaplar sığ
Son dönemde art arda çıkan “Ergenekon” kitapları, Ergenekon’u anlatmadan ziyade “gizli” ilişki, belge ve bilgi bombardımanıyla okuyucunun kafasını daha da karıştırıyor
“Ergenekon” adı verilen bir “derin devlet” örgütlenmesinin varlığını, 1997 yılında Can Dündar ile Celal Kazdağlı “40 Dakika” adlı belgesel dizisinde ortaya çıkarmışlardı. Onlara da bu bilgiyi, kendisiyle röportaj yaptıkları emekli deniz subayı, araştırmacı Erol Mütercimler vermişti. Dündar ile Kazdağlı bu ifşaattan hareket ederek araştırmalarını derinleştirmiş, çok sayıda tanıklığa başvurmuş ve Türkiye’nin yakın tarihindeki sayısız önemli gelişmenin arkasında bu yapılanmanın var olma ihtimalini tartışmasız bir şekilde kamuoyuna sunmuşlardı. Ancak Türkiye’nin egemen güçleri, genellikle olduğu gibi bu ciddi iddiaların sonuç vermesine engel oldular. Hatta öyle oldu ki “Ergenekon” konusu sanki Dündar ile Kazdağlı’nın fantezisiymiş muamelesi gördü.
10 yıl aradan sonra
Aradan yaklaşık on yıl geçtikten sonra Türkiye “Ergenekon” olgusunu hatırladı veya hatırlamak zorunda kaldı. Artık Ergenekon’un fantezi olmadığı ortaya çıkmış durumda. Özellikle İstanbul Ümraniye’de ele geçirilen el bombalarıyla birlikte gelişen operasyon ve soruşturmalar sonucu, farklı mesleklerden ve görünüşte farklı siyasi görüşlere sahip onlarca kişi tutuklandı. Ve büyük bir merak ve heyecanla iddianamenin hazırlanıp davanın açılmasını bekleniyor.
Elinde patlayan bomba
Şahsen Ergenekon konusuna pek girmedim. Ergenekon diye yasadışı ve “derin” bir yapının olmadığına inanmadığımdan değil. Tam tersine, adını bilmeden Ergenekon’a karşı mücadele etmiş ve onun mağduru olmuş bir kuşağın üyesi olarak, onun var olduğuna bütün hücrelerimle tanıklık ederim. Ancak kısmen soruşturmanın yapılış şeklinden, ama esas olarak bunun medyadaki sunumundan fazlasıyla rahatsız oldum. Medyadaki Ergenekon haberlerinin, 1970-80’lerdeki “komünizm”, 1990’lardaki “bölücülük” ve 28 Şubat sürecindeki “irtica” haberleriyle aynı dil ve üsluba sahip olması, işin “psikolojik harp” boyutunun, ülkenin demokratikleşme ve sivilleşmesi kaygılarının önüne geçmiş olduğunu düşündürttü bana.
Ciddiyeti azaltmış...
Beni tekzip etmeleri umuduyla son günlerde peş peşe çıkan Ergenekon kitaplarına başvurdum. Hayal kırıklığım daha da arttı. Bu noktada özellikle Zihni Çakır’ın (ki kendisiyle herhangi bir akrabalığım yoktur) iki ciltlik “Ergenekon’un Çöküşü” ve son olarak “Kod Adı Darbe” kitaplarının, Ergenekon’u deşifre etme ve anlatmadan ziyade “gizli” ilişki, belge ve bilgi bombardımanıyla sıradan okuyucunun kafasını daha karıştırdığını, sonuç olarak olayı sulandırıp ciddiyetini azalttığını söyleyebilirim.
“Ergenekon’un Çöküşü” adlı ilk kitabın daha samimi ve sahici olduğu söylenebilir. Çünkü yazar bu kitapta, bizzat çalışmış olduğu “Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi” nin yayın organı durumundaki “Türkeli” gazetesinde yaşadıklarını ve hareketin lideri Taner Ünal’la inişli-çıkışlı ilişkilerini anlatmış. Yani Ergenekon ile ilişkili olduğu ileri sürülen “ulusalcı” bir yapılanma içindeki kişisel deneyimlerini oldukça sübjektif, ama samimi bir dille anlatmış. Görüp duyduklarının dışında daha genel şeyler söylemek istediğindeyse hayli zayıf kalmış.
“Ergenekon’un Çöküşü-2” ise kitap olarak tanımlanmayı pek hak edemeyecek bir çalışma. Özellikle girişte “derin devlet” in tarihsel boyutunu verme çabasındaki yazar, büyük olasılıkla komplocu bazı internet sitelerinden yararlanarak olur olmaz herkesi, her olayı bir yerlere bağlamaya çalışmış. Mesela yazara göre Azerbaycan eski Devlet Başkanı Haydar Aliyev bir “Ermeni Kürdü” dür; 1970’lerin başlarında, usta bir KGB ajanı olarak Güneydoğu’da Kürtçülük propagandası yapmıştır. Kitabın sonlarına doğru günümüzdeki soruşturmayla ilgili çarpıcı bazı iddialar yer alıyor. Örneğin Ergenekon’un çekirdeğinin Aralık 1999, 3 Kasım 2001 ve 27 Nisan 2006’da üç toplantıda bir araya gelip kritik kararlar aldığı ileri sürülüyor.
Sorgulanmamış...
Zihni Çakır’ın son kitabı “Kod Adı Darbe” ise Ergenekon iddianamesinin temel delilleri arasında yer alacağını varsayabileceğimiz onlarca ilişki, belge, bilgi, telefon ve chat görüşmelerinin yığıldığı tam bir “yamalı bohça”. İyi bir araştırmacı-gazeteci bunlardan diyelim ki beşinden hareketle bomba gibi bir eser çıkarabilecekken, Zihni Çakır kendisine kimin servis ettiğini bilmediğimiz bu bilgilerin hiçbirine kıyamamış; daha kötüsünü hiçbirini sorgulamamış ve bazı hayret ifadeleriyle bunları okura sunmakla yetinmiş.
Ruşen Çakır / Kitapların dilinden Türkiye’nin dünü, bugünü, yarını... 3
İlişkiler derin kitaplar sığ
Son dönemde art arda çıkan “Ergenekon” kitapları, Ergenekon’u anlatmadan ziyade “gizli” ilişki, belge ve bilgi bombardımanıyla okuyucunun kafasını daha da karıştırıyor
“Ergenekon” adı verilen bir “derin devlet” örgütlenmesinin varlığını, 1997 yılında Can Dündar ile Celal Kazdağlı “40 Dakika” adlı belgesel dizisinde ortaya çıkarmışlardı. Onlara da bu bilgiyi, kendisiyle röportaj yaptıkları emekli deniz subayı, araştırmacı Erol Mütercimler vermişti. Dündar ile Kazdağlı bu ifşaattan hareket ederek araştırmalarını derinleştirmiş, çok sayıda tanıklığa başvurmuş ve Türkiye’nin yakın tarihindeki sayısız önemli gelişmenin arkasında bu yapılanmanın var olma ihtimalini tartışmasız bir şekilde kamuoyuna sunmuşlardı. Ancak Türkiye’nin egemen güçleri, genellikle olduğu gibi bu ciddi iddiaların sonuç vermesine engel oldular. Hatta öyle oldu ki “Ergenekon” konusu sanki Dündar ile Kazdağlı’nın fantezisiymiş muamelesi gördü.
10 yıl aradan sonra
Aradan yaklaşık on yıl geçtikten sonra Türkiye “Ergenekon” olgusunu hatırladı veya hatırlamak zorunda kaldı. Artık Ergenekon’un fantezi olmadığı ortaya çıkmış durumda. Özellikle İstanbul Ümraniye’de ele geçirilen el bombalarıyla birlikte gelişen operasyon ve soruşturmalar sonucu, farklı mesleklerden ve görünüşte farklı siyasi görüşlere sahip onlarca kişi tutuklandı. Ve büyük bir merak ve heyecanla iddianamenin hazırlanıp davanın açılmasını bekleniyor.
Elinde patlayan bomba
Şahsen Ergenekon konusuna pek girmedim. Ergenekon diye yasadışı ve “derin” bir yapının olmadığına inanmadığımdan değil. Tam tersine, adını bilmeden Ergenekon’a karşı mücadele etmiş ve onun mağduru olmuş bir kuşağın üyesi olarak, onun var olduğuna bütün hücrelerimle tanıklık ederim. Ancak kısmen soruşturmanın yapılış şeklinden, ama esas olarak bunun medyadaki sunumundan fazlasıyla rahatsız oldum. Medyadaki Ergenekon haberlerinin, 1970-80’lerdeki “komünizm”, 1990’lardaki “bölücülük” ve 28 Şubat sürecindeki “irtica” haberleriyle aynı dil ve üsluba sahip olması, işin “psikolojik harp” boyutunun, ülkenin demokratikleşme ve sivilleşmesi kaygılarının önüne geçmiş olduğunu düşündürttü bana.
Ciddiyeti azaltmış...
Beni tekzip etmeleri umuduyla son günlerde peş peşe çıkan Ergenekon kitaplarına başvurdum. Hayal kırıklığım daha da arttı. Bu noktada özellikle Zihni Çakır’ın (ki kendisiyle herhangi bir akrabalığım yoktur) iki ciltlik “Ergenekon’un Çöküşü” ve son olarak “Kod Adı Darbe” kitaplarının, Ergenekon’u deşifre etme ve anlatmadan ziyade “gizli” ilişki, belge ve bilgi bombardımanıyla sıradan okuyucunun kafasını daha karıştırdığını, sonuç olarak olayı sulandırıp ciddiyetini azalttığını söyleyebilirim.
“Ergenekon’un Çöküşü” adlı ilk kitabın daha samimi ve sahici olduğu söylenebilir. Çünkü yazar bu kitapta, bizzat çalışmış olduğu “Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi” nin yayın organı durumundaki “Türkeli” gazetesinde yaşadıklarını ve hareketin lideri Taner Ünal’la inişli-çıkışlı ilişkilerini anlatmış. Yani Ergenekon ile ilişkili olduğu ileri sürülen “ulusalcı” bir yapılanma içindeki kişisel deneyimlerini oldukça sübjektif, ama samimi bir dille anlatmış. Görüp duyduklarının dışında daha genel şeyler söylemek istediğindeyse hayli zayıf kalmış.
“Ergenekon’un Çöküşü-2” ise kitap olarak tanımlanmayı pek hak edemeyecek bir çalışma. Özellikle girişte “derin devlet” in tarihsel boyutunu verme çabasındaki yazar, büyük olasılıkla komplocu bazı internet sitelerinden yararlanarak olur olmaz herkesi, her olayı bir yerlere bağlamaya çalışmış. Mesela yazara göre Azerbaycan eski Devlet Başkanı Haydar Aliyev bir “Ermeni Kürdü” dür; 1970’lerin başlarında, usta bir KGB ajanı olarak Güneydoğu’da Kürtçülük propagandası yapmıştır. Kitabın sonlarına doğru günümüzdeki soruşturmayla ilgili çarpıcı bazı iddialar yer alıyor. Örneğin Ergenekon’un çekirdeğinin Aralık 1999, 3 Kasım 2001 ve 27 Nisan 2006’da üç toplantıda bir araya gelip kritik kararlar aldığı ileri sürülüyor.
Sorgulanmamış...
Zihni Çakır’ın son kitabı “Kod Adı Darbe” ise Ergenekon iddianamesinin temel delilleri arasında yer alacağını varsayabileceğimiz onlarca ilişki, belge, bilgi, telefon ve chat görüşmelerinin yığıldığı tam bir “yamalı bohça”. İyi bir araştırmacı-gazeteci bunlardan diyelim ki beşinden hareketle bomba gibi bir eser çıkarabilecekken, Zihni Çakır kendisine kimin servis ettiğini bilmediğimiz bu bilgilerin hiçbirine kıyamamış; daha kötüsünü hiçbirini sorgulamamış ve bazı hayret ifadeleriyle bunları okura sunmakla yetinmiş.