ExForum | Paylaşımın Merkezi

Full Versiyon: Uzay - Zaman Kavramı - Galaksiler - Yıldızlar - Karadelikler  ! Sonsuza Yolculuk !
Şu anda tam olmayan bir veriyonu görüntülüyorsunuz. Tam versiyonu görmek için, buraya tıklayın
ÖTELERİ KEŞFETMEYE HAZIRSANIZ KEMERLERİNİZİ BAĞLAYIN! SONSUZ GÖRÜNEN UZAYDA UZUN BİR YOLCULUĞA ÇIKIYORUZ... TAMAMEN ALINTILAR BÜTÜNÜ OLAN BİR ARAŞTIRMA. UMARIM YARARLI OLUR.  KONUYA ISINMANIZ İÇİN ÖNCE İLK ÖNCE SICAK BİR FOTOĞRAF :

Ay Yüzeyinden Dünya nın Fotoğrafı.




VE BAŞLIYORUZ...


Neden Gök Küresi Dönüyor



Resimlerle :  Gece Gökyüzü ve Takım Yıldızlar :









Yıldızların Parlaklıkları:

Zamanın varlığı yokluğu

Eğer uzay gemisiyle, uzaklara ışık hızından daha hızlı gitseniz, Dünyaya döndüğünüzde, kendinizin uzay gemisine binmeye hazırlandığınızı da görebilirsiniz. Bu gerçek, matematiksel olarak formüllerle ispatlandı. Bu formül Zamanın bir hareket değil, içinde hareket ettiğiniz bir alan olduğunu gösteriyor. Burada uzay gemisi Dünya oluyor.

Bilim, tüm sorunları çözmeyi kararlaştırarak '' zaman'' dilimlerini yarattı. Fakat her dört yılda bir gün artıyordu. Ona da bilim '' artık zaman '' dedi. Aslında bilimin yaptığı şey, uzay içindeki hareketi ölçme çabalarından başka bir şey değildi.
ZAMAN GEÇMİYOR , objeler uzay denilen statik alanın içinde geçerek hareket ediyor. '' zaman '' dediğiniz şey, sizin hareketleri sayma yolunuz! Bilim insanları bu bağlantıyı anladıkları için Uzay-Zaman sürekliliği terimleriyle konuşuyor.

Einstein ve diğerleri, zamanın bir zihinsel inşa, görece kavram olduğunu anladı. ''zaman'' objeler arasındaki mesafenin uzaya göre göreceliğiydi. (Eğer evren genişliyorsa -ki genişliyor- o zaman Dünyanın Güneş etrafındaki dönüşü de milyarlarca yıl öncesine göre daha ''uzun'' zaman alacaktır.)

Yeni, çok gelişken zaman ölçme aletleri, şimdi zaman farklarını da kaydediyor. Her yıl, dünya saatleri, yerinde durmayan evrenin hareketlerine uyduruluyor Buna '' Greenwich Mean Time '' deniyor. Greenwich zamanın gerçekten ''mean'' yani kötü, çünkü evreni yalancı yapıyor.

Einstein, eğer hareket eden '' zaman '' değilse, kendisinin uzay içinde belli bir hızda hareket ettiği teorisini ileri sürdü. Öyleyse zamanı '' değiştirmek '' için hızı değiştirmek yeterliydi.

Uzay-Zaman bağlantısını anladığınızda, uzaya uzun bir yolculuk yapıp geri döndüğünüzde siz sadece 10 yıl yaşlanırken, Dünyadaki arkadaşlarınızın neden 30 yıl yaşlandığını da anlarsınız! Ne kadar uzağa giderseniz, o kadar Uzay-Zaman sürekliliğini eğriltmiş olacaksınız. Döndüğünüzde geriye bıraktığınız insanları canlı olarak bulma şansı da o kadar az olacaktır.

Eğer '' gelecekte '' bilim insanlarınız hız ayarlaması yapabilirlerse, evreni '' aldatabilir '' ve Dünyanın '' gerçek zamanı''yla uyumlu olabilirler. O zaman Uzay gemisinde geçen zamanla, Dünyaya döndüklerinde geçen zaman aynı olur.

Hareket hızlandıkça, Dünyaya ilk Uzay gemisine bindiğinizden daha önce dönebilirsinzi! Çünkü Dünyadaki zaman, uzay gemisindeki zamana göre daha yavaş ilerleyecektir.

Einstein ve diğer bilim insanları uzayın dokusunda '' katlar '' olduğuna inanıyorlardı; bu konuda haklı olduklarına ben de inanıyorum. Eğer haklılarsa, uzayın diğer ucuna katlar aracılıyla bir ''anda'' geçebilirsiniz.

Şimdi zamanın zihniniden başka bir yerde varolmadığını anlamanız daha kolay gelebilir. Geçmişte olan her şey, gelecekte olacak her şey şimdi oluyor.

Bunu gözlemleyebilmeniz, sizin uzaydaki yerinize göre bakış açınıza bağlı

-----------------------------------------------------
Zaman Kavramı ve ikizler Paradoksu

Zaman kavramının tam olarak anlaşılması, özellikle fizik biliminde pozitif bağlamda çok büyük bir sıçrayışa vesile olmuştur. Simetrik bir devinim olan güneşin doğması ve batması (Gündüz-gece) olayı insanoğlunun ezelden beri aşina olduğu bir kavram olduğundan pratik hayatında kullandığı birçok olguyu bu kavram doğrultusunda sıraya yerleştiriyordu.
Mesela sabah koyunlar otlaklara çıkartılır akşam yatılır gibi. Gündüz-gece kavramı zaman kavramının ilk tohumudur diyebiliriz. Daha sonraları insanoğlu çok özel durumlarla karşılaşmış ve o an yaşadıkları zamanı veya daha önce yaptıklarını ya da daha sonra yapacaklarını zaman kavramı altında tanımlama gereği duymuştur. Böyle bir kavram oluşturmak içinde herkse göre sabit bir niceliği zaman ölçüsü olarak tanımlamak gerektiğini fark etmiştir. Bu doğrultuda 1960 yılından önce, zaman standardı “ortalama güneş günü” cinsinden hesaplanmıştır. Ortalama güneş saniyesi bir güneş gününün (1⁄60)(1/60)(1/24)’ü olarak alınmıştı.[1] Ama bu kavram gelişen teknoloji karşısında yetersiz kalmış, hassasiyetini gelişen teknoloji karşısında günden güne kaybetmiştir bunun üzerine bilim adamları 1967 yılında zaman kavramı için yeni bir sabit geliştirmişlerdir: Atomik saat. Bu olguya göre sezyum atomunun 9 192 631 770 defa titreşim yaptığı süreye 1 saniye denilmiştir. Çok kesin ve net gibi gözüken bu tanım şimdiki zamanlarda gelişen nano –teknolojinin ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır.

Modern fizikte zaman kavramının önemi Einstein ile beraber ortaya çıkmıştır. Einstein’dan önceleri geçerli olan Newton fiziği uzay-zamanı ayrı ele alarak, zamanı; evrenin her noktası için mutlak kabul etmekte ve zamanın bütün referans sistemlerinden bağımsız olduğunu söylemekteydi. Einstein bu kavramın yanlış olabileceğini daha o günlerde kestiriyordu. Işık hızı ve zaman arasında bir kopma noktası olabileceğini düşünen Einstein bu düşüncesini bazı örneklerle desteklemeye çalıştı. Mesela bir saat kulesinin yakınlarında olduğunu tasavvur eden Einstein, saat kulesinin tam 12 yi gösterdiğini varsaymıştır. O saat kulesinin Einstein’a saatin tam 12’i olduğunu göstermesi, ışık ışınlarının önce saat kulesine ve oradan da Einstein’ın gözlerine yansıması demektir. Ama burada bir gariplik vardır; ışık ışınları tam saat kulesindeyken de Einstein’ın gözlerine gelirken aldığı yol boyunca da dahil olmak üzere bütün bir zaman aralığında hep aynı bilgiyi taşıdığını(saatin 12 olduğu bilgisi) görmüştür ve ışık ışınları için zamanın durduğu sonucuna ulaşmıştır. Einstein “eğer o ışık ışınının üzerinde yolculuk yapsaydım dünyayı nasıl görürdüm” diye düşünür ve bu düşüncesinde yıllar sonra bulacağı özel görelilik teorisinin altyapısı bulunduğu açıkça görülmektedir.

Einstein özel görelilik teorisinde kısaca; evrende hiçbir ivmeli hareket eden nesnenin ışık hızına ulaşamayacağını söyler. Einstein bu durumu şöyle özetlemektedir; “Görelilik kuramına uygun olarak m kütleli bir maddeciğin kinetik enerjisi m.v²/2 ifadesiyle değil, mc²/√1-v²/c² ifadesi verecektir. V hızı, c ışık hızına yaklaştıkça, bu ifade de sonsuza yaklaşmaktadır. Bu yüzden, ivmeyi yaratmak için kullanılan enerji ne kadar büyük olursa olsun, hız her zaman c’den küçük kalmalıdır.”Yani yeterli güçte bir roket yaptığımızı düşünelim. Işık hızına çok yakın hızlara ulaşmamıza rağmen hızı arttırmakta ısrar ettiğimiz taktir de verdiğimiz enerji sürekli olarak kütleye dönüşecektir. Başka bir deyişle kütlesi olan hiçbir şey ışık hızına ulaşamaz. Zaten ışığı oluşturan taneciklere(fotonlara) baktığımızda kütlesiz olduklarını gözlemleriz. Ayrıca fotonlar ışık hızında hareket etmeleri zamanlarının olmaması anlamına gelir yani sıfır zamanda hareket ederler. Görelilik teorisiyle birlikte zamanın göreceli bir kavram olduğu ortaya çıkmış ve yepyeni bir bilimin(modern fizik) kapısı aralanmış oldu. Einstein’ın 1905 yılında ileri sürdüğü özel göreliliğin iki postülasının(1)Birbirlerine göre düzgün doğru hareket yapan tüm gözlemciler için ışık hızı aynıdır. 2) Birbirlerine doğru hareket halindeki tüm gözlemciler için fizik kanunları aynıdır.) yanı sıra evrendeki bilinen 3 boyut haricinde birde zaman boyutunun olduğunu ortaya koyması fizik dalındaki en büyük devrim olarak nitelendirilmektedir.

Şimdi zamanın göreceliği kavramını en iyi şekilde özetleyen ve çok popüler bir örnek olmasına rağmen hala kavram hatalarının yapıldığı ikizler paradoksuna Richard GOTT’un özgün anlatımıyla bakalım: “İkiz kız kardeşler, Dünya ve Evren(orijinali Earth ve Astra’dır.) bu paradoksun klasik örneğidir. Tahmin ettiğiniz gibi Dünya Dünya’da kalır, Evren ise bir roketle ışık hızının %80 hızıyla Alpha Centauri yıldızına gider. Alpha Centauri Dünya’dan 4 ışık yılı uzaklıkta olduğuna göre, Evren’in oraya varışı 5 ışık yılı sürer. Evren’in saati Dünya’nın saatine göre %40 daha yavaş ilerler, Bu nedenle Evren bu yolculukta sadece 3 yıl yaşlanırken; Dünya, Evren’in yıldıza varışını 5 yıl olarak ölçer. Evren, Alpha Centauri’ye ulaştığı anda yön değiştirir ve yine ışık hızının %80’i bir hızla geri döner. Dönüş yolculuğu yine aynı şekilde Dünya tarafından 5 yıl, Evren tarafından da 3 yıl olarak ölçülür. Sonuç olarak Evren Dünya’ya vardığında; kendisinin toplam 6 yıl, Dünyanın ise toplam 10 yıl yaşlandığını görür. Yani Evren dünya zamanına göre 4 yıl ileri gitmiştir. İşte paradoks tam bu noktada ortaya çıkar. Evren ışık hızının %80’i hızla Alpha Centauri’ye doğru giderken, roketin camından bakıp, aslında Dünya’nın ışık hızının %80 hızıyla gittiğini ve kendisinin sabit durduğunu ileri sürebilir. Bu düşüncedeki yanlış şudur; İkiz kardeşler aynı deneyimleri yaşamadılar. Dünya’da bulunan Dünya, yön değiştirmeksizin sabit bir hızla hareket eden bir gözlemci(Dünya’nın Güneş etrafındaki hızı ihmal ediliyor) olduğundan Einstein’ın ilk postülasını sağlar(postülayı hatırlayalım: Birbirine göre düzgün doğru hareket yapan tüm gözlemciler için ışık hızı aynıdır). Buna karşın Evren, yön değiştirmeksizin sabit hızla hareket eden bir gözlemci değildir. Evren, Alpha Centauri’ye vardığında yön değişitirir. İşte üzerinde durulması gereken en kritik nokta “yön değiştirme” olgusudur. Şimdi Evren’in bu yolculuk sırasında neler düşündüğüne bakalım: Evren, Alpha Centauri’ye doğru giderken camdan bakar ve Dünya’nın ışık hızının %80 i hızla hareket ettiğini görür. Alpha Centauriye vardığında saatine bakar ve 3 yıl geçtiğini görür, bunun üzerine ışık hızının %80’i hızla hareket eden Dünya’daki Dünya’nın kaç yıl yaşlandığını bulmak için işlem yapar ve çıkardığı sonuç 1,8 yıl olur. Yani kendisi 3 yıl, Dünya ise 1,8 yıl yaşlanmıştır Evrene göre. Alpha Centauriye vardığında Evren konumunu Dünyaya doğru çevirir. İşte tam bu yön değiştirme hareketini yaptığı anda uzay-zamanı farklı bir eğimle diler ve aslında hareket edenin kendisi olduğunu algılar. Dönüş yolu boyunca yine ışık hızının %80’i hızla hareket eden ve Dünya’ya varan Evren, yaptığı hesaplar sonucunda dönüş yolu boyunca Dünya’nın 8,2 yıl dolayısıyla 8,2(dönüş) +1,8(gidiş) olmak üzere toplamda 10 yıl yaşlandığını kendisinin ise 3+3 yıl olmak üzere 6 yıl yaşlandığı sonucuna varır. Görüldüğü gibi ortada paradoks yoktur. Evren’in Dünya’daki olayların eş zamanlı olduğuna dair olan fikri “dönüş hareketi” sonrasında tamamen değişir ve aslında hareket edenin kendisi olduğunu algılar. Yani böylece her iki kardeşinde yaşları hakkındaki hesaplarının doğru olduğu ortaya çıkar.” Burada da çok net bir biçimde görüldüğü üzere zaman göreceli bir kavramdır. Ama bu görelilik fizik yasalarını kesinlikle etkilememektedir. Fizik yasaları sahip oldukları simetri sayesinde(o da belki bir başka yazının konusu olabilir) her koşulda kesinliğini muhafaza etmektedir.

Şu unutulmamalıdır ki, eğer hız, zaman gibi kavramlardan bahsediyorsak anlam kargaşasını önlemek için mutlaka bir referans noktası belirtmeliyiz. Kim bilir beklide zaman kavramını daha ayrıntılı bir şekilde anlayabilirsek birçok bilim adamının ve bilim-kurgu yapımcısının fantezisi olan geleceğe ve geçmişe yolculuk rutin yapılan işlerden birisi olacaktır.

KARADELİKLER
Bir nötron yıldızının, çekirdek(yürek) kütlesi, 2.5Mg(güneş kütlesi)ni aşarsa, yıldız, kendi kütlesel çekimine karşı koyamayacaktır. Yıldızın, fazla kilolarını atması için, ne yakıtı, ne de kütlesel çekime karşı koyacak gücü olacaktır. Bu Chandraskher sınırına benzer, Landau-Oppenheimer-Volkov sınırı olan, kritik bir kütledir. Bu kritik kütleyi aşan yıldız, kendi merkezine doğru, çökmeyi ve ezilmeyi sürdürecektir. Bu çöküşle beraber, çevreye uyguladığı kütlesel çekim kuvveti artarken, uzay -zaman eğriliğinin de, artmasını sağlar. Yıldız büzüldükçe, yüzeyindeki kütlesel çekim alanı güçlenir. Yıldızdan kaçıp kurtulma hızı da, gittikçe artar. Öyle ki sonunda, ışığın dahi kaçamayacağı, sınır hıza ulaşır. İşte bu, karadelik dediğimiz uzay-zaman eğriliğinin, sonsuza yaklaşan bir bölgesidir. Karadelikler, maddenin, adeta ezilerek, yok olduğu görünmez noktalardır. Karadelikden ışık kaçamazsa, fiziksel hiçbir şey kaçamaz. Karadelikler, yıldızların ölümünün bir sonucudur.

Bütün bu süreçlerde, 'genel göreceliğin kütlesel çekim yasası' ve 'özel göreceliğin bu fiziksel evrende, hiçbir şeyin ışıktan hızlı gidemeyeceği yasası' hâkimdir. Genel görelik yasasına göre, kütlesi olan her cisim, evreni(uzay-zamanı), eğip-bükmektedir. Karadelikler, çok büyük kütleli yıldızlar oldukları için, uzay-zamanda, adeta dipsiz bir kuyu oluşturmaktadırlar. Karadelikler, büyük kütleli yıldızların son durumları ve karanlık maddenin, düşünülebilecek en karanlık biçimleridir. Doğrudan gözlenmeleri, mümkün değildir.


Kendisinden, ışık dahi kaçamadığı için gözlenemezler. Adeta, bir kozmik sansür vardır. Karadelik civarında, uzay-zamanda, öyle bir bölge vardır ki, bu bölgedeki olaylardan, ışık bile kaçamaz. Karadelik, bir tuzak yüzeydir. Bu yüzeyden içeriye, bir kez girerseniz, geriye dönüş yoktur. Karadelikler, uzaytozu parçacıklarından, ışık fotonlarından, dev yıldızlara kadar, karşılaştığı her şeyi yutan; adeta dev kozmik bir süpürge, yahut vakumlardır.

Dev Kütleli Karadelikler


Evren de en çok bulunan karadelikler, Güneşten yaklaşık 10 kat büyük yıldızlardır. Samanyolu merkezinde bulunan karadelik, 2.6milyon Güneş kütlesi büyüklüğündedir. Aynı şekilde, Andromede gökadasının, merkezindeki karadeliğin kütlesinin de, 10milyon Güneş kütlesi olduğu, tahmin ediliyor. Bu dev kütleli karadelikler, gökada oluşurken, gaz bulutlarının, yoğun merkeze çökmesiyle, ortaya çıkar.'Kaymak deneyi'nde olduğu gibi, merkezde büyük kütleli yıldızlar yer alır. Gaz molekül bulutları, kendi yoğun merkezine çökerken, burkulma ve dönme oluşturur. Bu merkezi topak, merkez çevresinden çaldığı, gaz ve parçacıklarla daha da büyür. Ayrıca, 'her gökadanın merkezinde, büyük kütleli karadeliklerin var olduğu', düşünülmektedir. Bu durum, oldukça anlamlıdır. Hatta Samanyolu galaksisinde, bir milyardan daha fazla, karadelik olduğu sanılmaktadır.

Olay Ufku


Schwarzschild yarıçapı, karadeliğin kritik yarıçapını gösterir. Schwarzschild yarıçapındaki üç boyutlu yüzeye, karadeliğin olay ufku denir. Olay ufku, kendisinden kaçılması mümkün olmayan, bir uzay-zaman bölgesidir. Karadeliği çevreleyen bir zar gibidir. Kendini olay ufkun da bulan herhangi bir cisim, kaçamaz ve dış dünyayla iletişim kuramaz. Olay ufku, Karadelik den kaçmaya çabalayan ışığın, uzay-zamanda izlediği yoldur. Aynı hızla hareket eden radyo dalgaları da, olay ufkundan kaçamazlar. Karadeliğin olay ufkunun yarıçapı, kütlesiyle doğru orantılıdır. Güneş kütlesi kadar kütleye sahip bir karadelik için, kritik yarıçap, yaklaşık 3km dir. Yaklaşık 10Mg (güneş kütlesi) kadar olan bir yıldızın, Schwarzschild yarıçapı ise, 30km civarındadır. Aynı şekilde, Dünya'nın karadeliğe dönüştüğünü varsayacak olursak, olay ufku, 9mm den daha az olacaktır.

İki karadelik çarpışır ve çekirdek kaynaşmasıyla, tek bir karadelik oluşursa; bu karadeliğin olay ufkunun alanı, bu iki karadeliğin, olay ufuklarının alanları toplamından daha büyüktür. Karadeliğin kütlesindeki değişiklikle, olay ufkunun alanı arasında, bir ilişki mevcuttur. Karadelik tekilliği, olay ufkunun tam merkezindedir. Adeta olay ufkunun merkezinde, bir noktadır.

Karadelik Tekilliği


Roger Penrose ve Hawking, yaptıkları ortak çalışmalarda, 'genel görelik kuramı' na göre; karadeliğin içinde, sonsuza yakın yoğunlukta, bir 'tekillik ve uzay zaman eğriliği' olduğu, ortaya kondu. Bir karadeliğin merkezi, uzay -zamanda, bir 'tekil nokta'dır. Bu, zamanın başlangıcındaki; 'büyük patlamaya' benzer. Ancak karadeliğe düşen bir madde ve astronot için, zamanın başlangıcı değil, zamanın sonudur. Bu karadelik tekilliğinde, fizik yasalarını ve bu yasalara dayanarak, geleceği tahmin etmek imkânsızdır. Bu tekillikte, madde gibi, zamanda son bulmaktadır. Olay ufkunun dışında bulunan bir kimseye, buradan ne ışık ne de başka bir şey ulaşamayacaktır. Hiçbir parçacık, hatta fotonlar, ışık ışımasını oluşturan parçacıkların kendileri de, bu kütlesel çekime tabii olduklarından, dışarı kaçamazlar. Ne karadeliğin olay ufkuna giren bir gök cismi veya parçacık, nede karadeliğe dönüşen yıldıza ait parçacık, artık karadeliği terk edemez. Burada, karadelik sansürü hâkimdir. Karadelik kara değildir, ancak gözükmez.




Genel görelik denklemlerinin, bazı çözümlerine göre, astronot, tekillikten geçerek, evrenin başka bir bölgesine ulaşabilir. Uzay gezileri için karadelikler, potansiyellere sahiptir. Aksi halde, diğer yıldızlara ve galaksilere ziyaretin pratik bir anlamı, yoktur. Karadelik tünelleri, evrenin başka köşelerine, yolculuk yapmayı mümkün kılabilir. Bir karadeliğin merkezi, uzay-zamanda, bir 'tekil nokta'dır. Genel görelik teorisine göre, 'kurt deliği' adı verilen böyle noktaların, uzay-zamana bir köprü-tünel olma olasılığı, söz konusudur. İnsanoğlu, karadelikler ve kurtdelikleri ile erişilmez evrenlere ulaşabileceğini bekliyor. Kuramsal olarak, bu yolların, kestirme yollar olduğu öngörülüyor.
Acaba Dünyalılar; 'insan' yahut 'cin', karadelik tünellerini kullanarak, yolculuk yapabilirler mi? Bir karadeliğin içine atlarsanız, parçacıklara ayrılırsınız. Acaba bu parçacıklar, başka bir evrene veya bir köşesine taşınarak, ortaya çıkmanız mümkün mü?

Nitekim Kur'an da ki Hızır meselesi, geçmişe ve geleceğe yolculuk için ilginç bir örnektir. Aynı şekilde 'cinler'in, 'İkinci Sema'nın sınırlarına kadar, yolculuk yaptıkları, burada, 'İkinci Sema'dan 'dinleme' yapmak isterken kovuldukları, açık bir şekilde, ifade edilmektedir. 'Cinler'in 'İkinci Sema'nın sınırlarına yaklaşmaları için, gidiş-geliş toplam süre; milyarlarca sene, yolculuk yapmaları gerekiyor. Bunun ise, karadelikler olmadan başarılması, mümkün gözükmüyor. 'Cinler'in ne hızları, nede yaşam süreleri, Ku'ran ifadeleriyle, muhkem olan bu yolculuğu yapmaya, yetmez. Ancak, yolculuk yaptıkları da kesin.

Uzay ve zamanda yolculuk için, potansiyeller içermektedir. Ancak, genel görelik denklemlerinin çözümleri, oldukça kararsız gözükmektedir. Karadelik sansürüne, hala büyük bir umut bağlanmaktadır. Çıplak tekillik, geçmişe yolculuk için, potansiyel bir kapı olarak, görülmektedir. Bilim-kurgu yazarlarına, çok cazip gelen bu alan, gerçekte, oldukça tehlikelidir. Böyle bir gücü elde eden bir Dünyalının, neler yapabileceğini, tahmin etmek, güç değildir. Ancak böyle bir yol, şimdilik kapalı gözükmektedir.

Gerçekte, karadeliğe düşen astronot, ayaklarından çekilerek, önce iplik gibi uzayacaktır. Astronotun, karadelikten kurtulması için, ışıktan daha hızlı hareket etmesi gerekir. Adeta astronot, 'iplik', karadelikte, 'iğnenin deliği' olmuştur. Sonuçta, birkaç saniye içerisinde, paramparça olacaktır. Öyleki, astronot, bu tekillikte, moleküllere; molekül, atomlara ve atomlarda, çekirdeklere parçalanacak. Hatta çekirdekleri ve tüm atom altı parçacıkları da, parçalanacak ve ezilecektir. Neredeyse ezilmenin sonu yoktur. Yıldızlar, galaksiler ve evreni bekleyen sonda budur. Sadece madde değil, uzay-zamanın kendiside, bu akıbetten kurtulamayacaktır. Bu tekillikte, bilgi de yok olmaktadır.'Bilginin korunduğu' fizik prensibi gibi, diğer fizik yasları da, burada işlememektedir.

Bir karadeliğin içine atlarsanız, parçacıklara ayrılırsınız. Acaba bu parçacıklar, başka bir evrene veya bir köşesine taşınarak, ortaya çıkmanız mümkün mü? Gerçek zamanda, bir karadeliğe düşen astronotun, atom altı parçacıklarının geçmiş tarihleri, bu tekillikte yok olur. Ancak bu parçacıkların, 'sanal zaman'daki tarihleri devam eder. Yani, başka bir evrende, 'sanal' olarak ortaya çıkabilirler mi? Elbette şimdilik, karadelikler yoluyla, uzayda yolculuk yapmak, pekte güvenli görünmüyor.
Dönen Karadelikler

Karadelikler, kendi eksenleri etrafında dönerler. Madde, karadeliğin içinde, sarmal(burgulu) bir yol izler. Dönen karadelikler, çok daha yaygın olmakla beraber, dönmeyen karadeliklerde vardır. Aynı şekilde elektrik yükü olan, olmayan karadeliklerden söz edebiliriz. Karadelik oluşurken, yıldızın kütlesi dönüyorsa, bu dönme, karadeliğe miras kalır.

1967 de, Werner İsrael, dönmeyen karadeliklerin, çok basit yapıda olduğunu gösterdi. Karadeliğin çapının, kütlesine bağlı, tam bir küre olduğu kanıtlandı. Roy Kerr ise, dönen karadelikleri tanımlayan, çözümler elde etti. Büyüklükleri ve biçimleri, sadece kütlelerine ve hızlarına bağlı olan Kerr karadelikleri, sabit bir hızla dönmekteydiler. Dönme hızı sıfırsa, karadelik tam bir küre biçiminde olacaktı. Daha sonra, Carter, Hawking ve Robinson, dönen karadelikler için, Kerr çözümünü sağladılar.

Böylece kütlesel çekimin yönettiği çöküşün sonucunda, karadelik, bir dönme hareketi kazanır. Bu karadeliğin büyüklüğü ve biçimi, çökerek onu oluşturan yıldızın, kimyasal yapısına değil, sadece kütlesine ve dönme hızına bağlı olacaktır. Karadelik, çöken yıldızın, başka bir özelliğini taşımaz. Yani, bunun anlamı, yıldızın, yapısal özelliklerinin kaybolduğudur. Çöken yıldızın, nasıl bir yıldız olduğu, önemli değildir.

Sonuç olarak karadelik, yalnızca kütle, açısal moment ve elektrik yükü özellikleriyle tanımlanan, kararlı bir duruma geçer. Karadeliğin bu son durumundan dolayı, 'karadeliğin saçı yoktur' önermesi, çok kullanılan bir deyim olmuştur. Bu şu demektir ki, yıldızın kütlesel çöküşünde, çok miktarda bilgi kaybından dolayı, karadelik 'kel' kalmıştır. Bu son durum, yıldızın, madde ve anti madde yapılı, küresel veya düzensiz şekilli olmasından bağımsızdır. Sonuçta karadelikler, çok çeşitli yıldız yapılarının çöküşünden, ortaya çıkmış olabilir.

Karadelik Radyasyonu





1974 de Hawking, 'karadelik ışıması'nı öngördü. Buna, 'Hawking radyasyonu' da denir. Karadelik, dışarıya ışık kaçırmıyordu, ancak radyasyon yayıyordu. Penros'un düşünce deneyi ise, karadeliğin, kendi ekseni etrafında dönme enerjisinin bir bölümünü, dışarıya aktaracağını öngörüyordu.

Karadelik, düzenli bir hızla parçacık yayar. Karadelik, yüzey kütlesel çekimiyle orantılı ve kütleyle ters orantılı bir sıcaklıkta, bir sıcak nesne gibi, parçacık üretip, yayar. Bu, sonlu bir sıcaklıkta, ısıl denge, demektir. Nasıl oluyor da, olay ufkunun içinden, hiçbir şey, dışarıya kaçamayacağı halde, karadelik, parçacık yayınlar gözüküyor? Yahut radyasyon, karadeliğin kütlesel çekim alanından, nasıl kaçıp kurtuluyor? Bunun cevabı, belirsizlik ilkesinin, parçacıkların, küçük bir uzaklık için, ışıktan daha hızlı ilerlemesine, izin vermesidir. Bu durum, parçacıkların ve radyasyonun, olay ufkundan çıkmalarına ve karadelikten kaçıp kurtulmalarına imkân verir. Ancak karadelikten kaçan şey, içine düşen şeyden farklı olacaktır. Yalnızca enerji aynı olacaktır.

Kuantum mekaniği, sürekli olarak, çiftler halinde maddeleşen, ayrılan ve tekrar bir araya gelen ve biri birini yok eden 'sanal' parçacık veya anti-parçacıklardan söz eder. Sanal parçacıklar, 'gerçek' parçacıklar gibi, bir parçacık detektörüyle algılanamazlar.Ancak, dolaylı etkileri ölçülebilir. Proton, nötron, elektron, kuvark vs. bütün bu gerçek parçacıkların, anti-parçacıkları(sanal-melekut) mevcuttur. Fotonun, anti-parçacığı ise kendisidir. Gerçek parçacıklar artı enerjiye, sanal parçacıklar eksi enerjiye sahiptir.

Bir çift parçacıktan birisi, karadeliğe düşerken, diğerini olay ufkunun sınırında, yalnız bırakabilir. Yalnız kalan parçacık veya anti-parçacık, diğerinin arkasından, karadeliğe de düşebilir yahut kaçıp kurtuladabilirde. Dışardan bakan bir gözlemci, onu, karadeliğin çıkardığı 'radyasyon' olarak görür.

Karadeliğe, anti-parçacığın düştüğünü varsayarsak, bu sanal parçacık, zaman içinde geriye gidecektir. Bu karadelikten çıkan ve zaman içinde geriye giden, bir parçacık olarak düşünülebilir. Parçacık, anti-parçacık birleşmesiyle, maddeleşme aşamasına gelince, kütlesel çekim alanı, ona çarpar ve zamanda ileriye doğru yol alır.

Karadelik küçüldükçe, sanal parçacığın, gerçek parçacık olmadan önce, alacağı yol kısalacaktır. Ve böylece, karadeliğin, parçacık yayınlama hızı artacak ve görünen ısı ortaya çıkacaktır. Karadeliğin yaydığı parçacıklar, karadeliğin kütlesi azaldıkça, hızla artan bir sıcaklığı gösteren, ısıl spektruma sahip olacaktır. Sonuçta, karadeliğe düşen iki eş parçacıktan, biri içerde kalırken, diğeri dışarı kaçacak ve karadelik buharlaşması yaşanacak ve karadeliğin kütlesi, azalacaktır.

Örneğin, elektron, kütlesel çekim nedeniyle, karadeliğin içine çekilecek, pozitron(anti-elektron) kaçacaktır. Bu süreçte, karadeliğin sahip olduğu elektriksel yükün küçük bir bölümü, yok olacak ve dönme momentinin çok az bir bölümü de, dışarı taşınacaktır. Böylece karadelik, enerji kaybedecektir.

Kısaca ifade edecek olursak, bir karadelik parçacık ve radyasyon yayarken, kütlesi ve büyüklüğü, düzenli olarak azalacaktır. Bu, daha fazla parçacığın, dışarıya tünel açmalarını kolaylaştıracaktır. Böylece hızlı bir radyasyon yahut karadelik buharlaşması yaşanacaktır.Ancak, büyük bir karadelikler için buharlaşma süresi, oldukça uzun olacaktır. Güneş kütlesi kadar kütlesi olan bir karadelik, yaklaşık 1066 yıl yaşayacaktır. En sonunda, karadeliğin, kütlesel çekim alanı, o derece azalmış olacaktır ki, karadelik, artık kendini, bir arada tutamayacaktır. Ancak, bir karadeliğin, buharlaşmasının en son aşaması, o derece hızla ilerler ki, muazzam bir patlamayla son bulur.

Karadelikler Ve Bebek Evrenler


"O zaman, karadeliğin içine düşen nesnelerin yahut bir uzay gemisinin, akıbeti ne olur?" diye soran Hawking, kendi sorusuna şöyle cevap verir:
"Benim son çalışmalarıma göre; yanıt, düşen nesnelerin, bebek evrene gittikleridir. Evrenimiz, böylece başka bir evrene dallanır. Bu bebek evren, tekrar, bizim uzay-zaman bölgemize katılabilir. Bu ise, oluşan ve daha sonra buharlaşan bir başka karadelik ve karadeliklerden uzay gezisine açılmış bir kapı gibi görünür. Yalnızca uygun bir karadeliğe doğru, uzay geminizi yöneltirsiniz. Oldukça büyük olan bir uzay gemisi olsa daha iyi olur. O zaman, nereye gideceğinizi seçemezseniz de, bir başka delikten tekrar ortaya çıkmayı umarsınız.

Ancak galaksiler arası yolculuk planında, bir kusur var. Karadeliğe düşen parçacıkları alan bebek evrenlerde, sanal zaman söz konusudur. Sanal zaman, bilim-kurgu gibi gelebilir, ancak bu iyi tanımlanmış, bir matematiksel kavramdır. Gerçek zamanda, karadeliğe düşen bir astronotun, akıbeti kötü olur. Başındaki ve ayağındaki kütlesel çekim arasındaki farkla, çekilerek iplik gibi uzar ve parçalara ayrılır. Vücudunu oluşturan parçacıklar bile, hayatta kalamaz. Gerçek zamandaki geçmişleri, bir tekillikte sona erer. Ancak astronotun parçacıkları, yayılan parçacıklar olarak, yeniden ortaya çıkarlar. Böylece bir anlamda astronot, evrenin başka bir bölgesine taşınır. Ancak ortaya çıkan parçacıklar, pek fazla astronota benzemezler. Karadeliğe düşen birisi için parola;'sanal düşün' olmalıdır. Bebek evrenler, uzay gezisi için, fazla yararlı olmasa da, 'birleşik teori' bulma girişimi açısından, önemli sonuçlar doğurur. Pek çok kimse, bebek evrenler üzerinde çalışmaktadır. Bu alan, çok heyecanlı çalışmalara yol açmıştır."

Mini Karadelikler

Evrenin çok erken evresindeki düzensizliklerin çökmesiyle, ortaya çıkan küçük kütleli karadelikler olabilir. Kütleleri, Güneş'ten daha küçük olan karadelikler, mini karadeliklerdir. Büyük patlamayla yaratılan madde, proton ve elektron gibi bildiğimiz biçimlere ek olarak, mini karadelikler biçiminde de, ortaya çıkmış olabilir.

Kütlesi, küçük bir dağ kadar(1015 gr) olan bir karadelik, 10 milyar yılda, daha küçük kütleli karadelikler ise, çok daha kısa sürede buharlaşırlar. Bu küçük karadelikler, şimdiye kadar buharlaşmış olabilirler. Ancak kütlesi, bundan daha büyük olanların, röntgen ya da gamma ışıması yapmaları beklenir. Henüz bu karadeliklerle ilgili araştırmalar, sonuç vermiş değildir. Bunların varlıklarının kanıtı olan etkileri, bugüne kadar gözlemlenememiştir.

Ancak evrenin ilk dönemlerinden miras olarak, her biri bir dağ kütlesinde, fakat bir proton boyutlarında olan, çok sayıda mini karadelik kalmış olabilir. Eğer bir mini karadelik keşfedilecek olursa, mutlaka büyük patlamadan kalmış olacaktır. Çünkü yıldızlar, 2.5Mg(güneş kütlesi)den daha küçük kütleli karadelik üretemezler.

Hawking, mini karadeliklerin, çok daha hızlı buharlaştığını ve patladığını gösterdi. Bu mini karadeliklerin yarıçapı, 10-13cm, yaklaşık bir proton boyutundadır. Ağırlıkları ise, bir protondan, bir milyar ton daha fazladır. Yani, Everest Tepesi'nin ağırlığına eşittir. Bunlar kara değil, on bin megavatlık bir güçle, enerji yayan, adeta beyaz deliklerdi.

Akdelikler

Evrenin başlangıç evresinde, gaz halindeyken; gaz kümelerine(bulutlarına) ayrışarak; yoğunlaşıp, gaz topaklanmalarının merkeze çöktüğünü, çökerken bir dönme(burkulma) ivmesi kazandığını ve arkasından da, yıldızların ve galaksilerin ortaya çıktığını biliyoruz. Uzun bir zamanın sonunda ise, çok sayıda, büyük kütleli yıldızların, kütlesel çekimin etkisiyle küçülerek; beyaz cüceler, nötron yıldızları ve karadeliklere dönüştüğü artık biliniyor.
Galaksilerin merkezlerin de ise, daha büyük yıldızlar oluşabileceği için, en büyük karadelikler, muhtemelen bu merkezlerdedir.

Kümeleşme, özellikle karadelikler söz konusu olduğu zaman, entropideki aşırı artışı gösterir. Entropi, düzensizliğin bir ölçüsü olduğuna göre; seyreltik olan gazın, düşük entropiyi, yoğun olan karadeliğin yüksek entropiyi göstermesi, bir çelişki olarak gözüküyor. Kütleçekim etkisi oluşturan böyle sistemlerde, ters bir durum söz konusudur.
Karadeliklerin birleşmesinden ortaya çıkacak olan karadeliğin, tekillği ve entropisi, elbette daha büyük olacaktır. Evrendeki tüm karadeliklerin, birleşmesinden ortaya çıkacak olan karadeliğin, tekilliği ve entropisi, elbette sonsuza yaklaşacaktır. Uzay-zamanında, son bulduğu böyle bir tekillik, evrenin çöküşünde gözlenebilir. Bu aynı zamanda, uzay-zaman tekilliğidir.

Fizik yasaları, zaman simetrisine sahiptirler. Bu yüzden, içine düşenlerin kaçamadığı, karadelikler varsa, o zaman, şeylerin içinden çıktığı, fakat içine düşemediği, başka nesneler de olmalıdır. Bunlara, ak(beyaz) delikler, denebilir. Bir karadeliğin içine atlayan astronotun, bir başka yerde, bir akdelikten çıkabileceği düşünülebilir.
Bazı kuramcılara göre, dönen ve elektrik yükü olan karadeliğin, diğer ucunda akdelik vardır. Karadeliğe düşen bir şey, diğer taraftan, akdelikten başka bir uzaya püskürür. Kara ve akdelikleri birleştiren tüneller, 'kurt delikleri' olarak adlandırılıyor. Karadelik tekilliğini içeren bu kurt delikleri, zamanda yolculuk tünelleri olarak görülüyor. Işık hızıyla, milyarca senede gidilebilecek bir galaksiye veya evrene, çok kısa bir zamanda yolculuk, vaat ediyor. Sıradan, dönmeyen karadeliklerin, kurt delikleri ya olmuyor ya da kararsız oluyor.
Einstein'in kütleçekim denklemlerinin bir özelliği de, zaman içinde sürekli olmalarıydı. Yani genel görelik teorisinin, karadeliğin içine düşme ve akdelikten çıkmanın çözümleri, mevcuttur. Ancak daha sonraki çalışmalarda, bu çözümlerin dengesiz olduğu görülmüştür. En küçük etki, karadelikten beyazdeliğe giden, kurt deliğini tahrip edebilir.
Akdelik, hiçbir şeyin içine giremeyeceği, bir tekil noktaydı. Sanal 'nur noktası'. Karadelik, çekip-yutarken, akdelik, püskürtüp-ortaya çıkarıyor. Karadelik yok ederken, akdelik var ediyor.

Sonuç olarak, zamanın yönünü tersine çevirdiğimizde, 'büyük patlama'yı temsil eden, bir başlangıç uzay-zaman tekilliğinin, kaçınılmaz olduğunu görürüz. Bu kez tekillik, tüm maddenin ve uzay-zamanın yok olmasını değil, yaratılmasını temsil eder. Bu bir akdelik tekilliğidir. Bu iki tekillik arasında, tam bir zaman simetrisi vardır. Başlangıç türü tekillik (akdelik) ki; bunda, uzay-zaman ve madde yaratılır. Sonuç türü tekillik(karadelik) ki, bunda, uzay zaman ve madde yok olur.
Karadeliklerin Bazı Özellikleri
En basit karadelik, yalnızca kütlesi tarafından belirlenir. Bu karadelikler için, kütle, ölçülebilir tek büyüklüktür. Dönen karadelikler ise, kütleye ek olarak, iki özellik tarafından belirlenir: a) açısal momentum ve b) elektrik yükü. Bu büyüklükler, karadeliğin çevresinde dönen parçacıkların, yörüngelerinin incelenmesiyle ölçülebilir. Kimyasal yapı ise, belirleyici değildir. Karadeliği oluşturmak üzere, nasıl bir maddenin çöktüğünün önemi yoktur.


Karadeliklerin, dikkatimizi çeken bazı özellikleri:


1)Karadeliklerin varlığını, çevrelerindeki gök cisimleri üzerindeki etkilerinden anlayabiliriz. Kendileri görünmez olan karadelikler, çevrelerinde dönen yıldızların hızlarını artırırlar. Karadelik, başka bir yıldızla, bir çift yıldız sistemi oluşturuyorsa, etkileri fark edilebilir. Bu durumda, şiddetli x-ışınları ve radyo dalgaları yayarlar. Eğer karadelik, eş yıldızına, yeterince yakınsa, evrimleşerek kırmızı dev haline gelen eş yıldızın, atmosferindeki gazların bir bölümü, karadelik tarafından yutulabilir. Bu gazlar, önce karadeliğin çevresinde, sarmal hareketlerle, bir disk oluşturarak, karadeliğin yüzeyine düşerler. Gaz düşerken, çok ısınır ve x-ışınları yayar. Adeta, karadelikler, eşlerini soyarlar.
2)Galaksi merkezinde bulunan dev karadelikler, etraflarındaki gaz bulutlarına, güçlü çekim uygulayarak, büyük bir hızla döndürürler ve kendilerini belli ederler. Bu karadelikler, zamanla çevreden çaldıkları, gaz ve yıldız artıklarıyla beslenirler. Buradaki madde, olay ufkunda kaybolmadan önce, çok yüksek sıcaklıklara kadar ısınır.

Galaksi çekirdeklerinde, bir birlerine çok yakın yıldızlar, çarpışarak parçalanırlar. Ve enkazları, karadelik için, bir besleme kaynağı olur. Merkezdeki canavar, artık beslenmediğinde, çevresindeki kütle aktarım diski, kaybolur ve süper kütleli karadelik, galakside hemen hiçbir iz bırakmaz.

Bu sebeple, süper kütleli karadelikleri, aramak için, en uygun yerler, yakın galaksilerin çekirdekleridir. Aktif galaksi çekirdeklerinin güç kaynakları, muhtemelen karadeliklerdir. Merkezdeki etkinliğin yakın görüntüsü, radyo yayını fışkırmalarıdır. Fışkırmalarının kaynağı, merkezde, süper kütleli bir karadeliğin varlığıyla açıklanabilir.

Nötron yıldızı ve beyaz cüce gibi yıldızlar, enerji üretemezler. Nötron yıldızlarının, katı bir yüzeyleri var ve bu yüzeyde madde biriktirebiliyorlar. Karadeliklerde böyle sert bir yüzey yok ve olay ufkuna giren madde ve ışınım, evreni terk ediyor.
4)Şayet,karadelik oluşturmak için çöken madde, net bir elektrik yükünesahipse, ortaya çıkan karadelik de, aynı yükü taşıyacaktır. Benzer şekilde, şayet çöken madde, açısal momente sahipse, ortaya çıkan karadelik, dönüyor olacaktır. Hatırlanacağı üzere, bir karadelik, çöken maddenin elektrik yükünü, açısal momentini ve kütlesini hatırında tutarken, bunların dışında her şeyi unutur. Zira bu üçü, uzun erişimli alanlarla bağlantılıdır.

Sonuç: Karadelikler Ne Söylüyor?

1)Sonsuz yoğun ve sonsuz ince bir 'nur' noktasından, bir 'nur(akdelik) patlaması'yla yaratılan; yüz milyarlarca galaksi ve her bir galakside, yüz milyarlarca yıldızlardan oluşan, bu muazzam evren; çökecektir, ezilerek adeta yok olacaktır. Karadelikler, maddenin ezilerek, 'sonsuz incelmesi'nin açık kanıtlarıdır.
2)Evrenin, başlangıcının(büyük patlama) ve sonunun(büyük çöküş) olduğu kanıtlanmıştır. Karadelikler, evrenin 'büyük çöküşü'nün apaçık delilleri, alametleri ve işaretleridir. Bir bilim adamının söylediği gibi: "Eğer bir yıldız, çatırdayarak kendi üstüne çökebiliyorsa, neden tüm evrende çökmesin?"
3)Genişlemekte olan bu muazzam evren, kütlesel çekimin etkisiyle, geriye dönmeye- büzülmeye başlayacak; adeta bir balonun sönmesi yahut bir kâğıdın avuç içinde dürülmesi gibi galaksiler, biri birlerine yaklaşmaya başlayacaktır. Bir taraftan, her bir galaksi, kendi merkezlerindeki dev karadelikler tarafından yutulurken, diğer yandan galaksilerin dönüş hızı, gittikçe artacaktır. Sonuçta, milyarlarca galaksi, süper dev karadeliklere dönüşürken; karadelikler, 'sonsuza yaklaşan hızla' kafa kafaya gelecek ve hiper dev bir karadeliğe dönüşecektir.

İşte bu, 'büyük patlama'ya hazır, maddenin, sonsuz incelerek, madde olmaktan çıktığı, 'nur(akdelik) noktası'dır. Sonsuz yoğun, sonsuz ince, sıfır boyutlu, sıfır hacimli ve patlamaya hazır 'nur' noktası. İşte yaklaşan 'Saat' budur. İşte 'Kıyamet' den sonra 'Kıyamet' budur. İşte bu 'an', evrenlerin Rabbi olan Sonsuz Yüce Allah'ın, Gökleri ve Yerleri, yeni baştan yaratacağı 'an'dır. İşte 'Kıyamet'in arkasından, beklenen ikinci ve 'Son Büyük Patlama' anı. İşte bu 'an'da, Cennetler-cehennemler yeniden yaratılacak ve ebedi kalacaklar.
4)Bilinmelidir ki, karadelikler üzerinde yapılan araştırmalar, sadece evrenin başlangıcına ve sonuna değil, fizik yasalarının ve fizik ötesi(sanal-melekût) evrenlerin anlaşılmasına da, ışık tutuyor. Bu araştırmalar ilerledikçe, evreni yöneten yasaların, birleşimi ve en basit hali olan 'her şeyin kuramı'; yani kütlesel çekim yasasını, kuantum kuramına bağlayan 'teori', acaba ortaya çıkacak mıdır? Belkide. Bugün bilim dünyası, 'altın iyonları'nı çarpıştırarak, 'yapay büyük patlama' deneyleri, düzenlemeye çalışıyor. Biz inanıyoruz ki, Allah, ayetlerini, yakın gelecekte, 'enfüsümüzde ve afakımızda', apaçık göstermeye, devam edecektir.

Kaynaklar:
1) Roger Penrose, Kralın Yeni Usu III/ Us Nerede? Çev.Tekin Dereli,TÜBİTAK, Oxford, 1989.
2) Stephen W. Hawkıng, Zamanın Kısa Tarihi, Çev. Dr. Sabit Say , Murat Uraz, Milliyet Yy, 1988.
3) Stephen W. Hawkıng, Karadelikler Ve Bebek Evrenler, Çev. Nezihe Bahar, Sarmal Yy, 1994.
4) Stephen Hawkıng, Roger Penrose, Uzay Ve Zamanın Doğası, Çev. Prof. Dr. Umur Daybelge, Sarmal Yy, 1996.
5) John Baslough, Hawkıng'in Kuramına Giriş, Çev. Osman Bahadır, Sarmal Yy, 1991.
6) Stephen W. Hawkıng, Zaman Ve Uzayda Gezinti, Çev. Pınar Baldıran,Alkım Yy.
7) Stephen W. Hawkıng, Ceviz Kabuğundaki Evren, Çev. Kemal Çömlekçi, Alfa Yy, 2002.
8) Joseph Silk, Evrenin Kısa Tarihi, Çev. Murat Alev, TÜBİTAK, 1997.
9) Roland Omnes, Evren Ve Dönüşümleri, Çev. Sacit Tameroğlu,H. Vehbi Eralp, İzdüşüm Yy, 1994.
10) John Barrow, Evrenin Kökeni, Çev. Sinem Gül, Varlık/Bilim Yy, 1998.
11) J. Richard Gott, Eınsteın Evreninde Zaman Yolculuğu, Editör Prof. Dr. Cengiz Yalçın, Çev. Erdem Kamil Yıldırım, Arkadaş Yy, 2005.
12) George Gamow,Güneş Diye Bir Yıldız,Çev.Gülen Aktaş,Reşit Canbeyli, İstanbul 1982.
13) George Gamov, 1-2-3 Sonsuz, Çev. C. Kapkın, Evrim Yy, 1995.
14) İsaac Asimov, Asimov Açıklıyor, Çev. Aykut Göçer, Bilim Sanat Yy, 1984.
15) Steven Weinberg, İlk Üç Dakika, Çev. Zekeriya Aydın,Zeki Aslan,TÜBİTAK, 1996.
16) Heınz R. Pagels, Kozmik Kod (Kuantum Fiziği), Çev. Nezihe Bahar,Doruk Yy, 2003.
17) Mary Gribbin-John Gribbin, Zaman ve Uzay, TÜBİTAK, 1999.
18) Martine Castello, "Sciences et Avenir", Çev. Hanaslı Gür, Bilim ve Teknik, Kasım 1984.
19) Jean- Louis Lavallard, "Sciences et Avenir", Çev. Dr. Hanaslı Gür ve Kamil Efil, Bilim ve Teknik, Kasım 1998.
20) Bilim ve Teknik, Raşit Gürdilek, Kasım 1999.

------------------------------------

Farklı Kaynaklar:


Ölen bir yıldız,eğer güneşimizin üç mislinden daha ağirsa,nötron yıldızı seviyesinde kalamaz, çekirdeğindeki tepkime ve yoğunluk artması devam eder ve "kara delik" haline gelir. Eğer güneşimizi 1cm³(santimetreküp) hacmime sıkıştırabilseydik, 1cm³'lük karadelik yapmış olurduk. Bir an için bu yapmış olduğumuz 1cm3'lük sıkıştırma işleminin karadeliğe dönüşmediğini düşünelim ; en azından 1cm³'lük cisim, güneşle aynı ve eşdeğer kütleye,yoğunluğa ve kütle çekim kuvvetine eşit olacaktır.(Bu bile muazzam bir durumdur.)güneş sistemindeki diğer dokuz gezegende 1cm³'ün çekim kuvvetinde yörüngede döneceklerdir. Karadelikler evrendeki en kararlı ve en uzunömürlü kavram olmalarına rağmen sonsuza kadar yaşayamazlar çünkü Hawking Işıması yaparak çok yavaşça enerjilerini kaybederler. Hawking Işıması elimizdeki teknoloji ile tespit edilebilecek bir ışınım değildir. Kara delikler özellikleri gereği başka ışıma yapamazlar çünkü yüzeylerinden kaçış hızı ışık hızından yüksektir. Kara deliğin yüzeyinde bir fener yakabilseydik, fenerin ışığı yerçekiminin etkisi ile kara delik yüzeyine geri bükülecekti. O zaman kara delikleri nasıl gözleyebiliriz?

Eğer kara delik bir çift yıldız sisteminin parçasıysa o zaman normal yıdızdan kara deliğe madde akışı olur. Madde akışı açısal momentumun korunması prensibine bağli olarak kara delik çevresinde bir disk oluşturur. Bu disk maddesi kara deliğin yakınında büyük yerçekimi potensiyeli altında müthiş sıcaklıklara ulaşmakta ve X-ışınları yaymaktadır. Kara deliklerin gözlemlenmesine yardımcı olan çevresine verdiği etki ve yaydığı X-ışınlarıdır.

Kara Delik uzayda maddenin çok küçük bir noktaya toplanması ile meydana gelen bir nesnedir. Kütle çekimi o kadar güçlüdür ki, ne ışık ne madde ne de her hangi diğer bir informasyon onun "olay ufkundan" uzaklaşamaz. Bu yüzden görünmez ve sadece kara bir delik olarak belirir.






Sadece 75 kilometre genişliğinde olmasına rağmen 10 adet Güneş kadar maddeye sahip olan ve dönmeyen bir kara deliğin 600 kilometre uzaklıktan görünüşü. Eğer bu fotoğraf gerçekten 600 kilometre uzaklıktan çekilmiş olsaydı kara delik tarafından yutulmamak ve aynı yükseklikte durabilmek için, uzay gemilerinin Dünya'dan kalkış yaparken harcadıkları enerjinin 400 milyon katı gerekirdi.


Görüntüler:













Karadelikler Farklı Kaynaklar::




Kur'an da Karadelik Kuark-Gluon Plazması Evrenin İlk Hali
İlk defa İngiliz J.Michell, 1783 de, bir makalesinde, yeterince kütleli, yoğun bir yıldızın, ışığın dahi kaçamayacağı, çekim alanından söz etmişti. Yıldız yüzeyinden çıkan ışığın, yıldızın kütlesel çekimiyle, geri döneceğini ileri sürmüştü. Bu yoğunlukta, çok sayıda yıldız bulunacağını da söylemişti. Birkaç yıl sonra, Fransız bilimci Laplace da, bu görüşe benzer bir tezi, ileri sürmüştü. Böylece bu iki bilim adamı, uzayda, madde için bir tuzak olacağını öngörmüşlerdi.1938 de Neils Bohr ile Nükleer füzyonun kuramını geliştiren, Amerikalı J.Wheeler, 1969 da, ilk defa karadelik kavramını ortaya atmıştır. J. Wheeler, aynı zamanda meşhur fizikçi Richard Feyman'ın da hocasıdır.
Bu karadelik kavramı, böylece bilim kurgu alanına girmeye başlamıştır. Bilim kurgu ise, bu alandaki bilimsel araştırmaların, gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

GALAKSİLERİN VE YILDIZLARIN OLUŞUMU

Galaksilerin ve yıldızların oluşumu, 'aynı esasa' dayanır. Sonsuza yakın sıcaklıkta, sonsuza yakın yoğunlukta, sıfır boyutlu ve sıfır hacimli bir 'nur noktası'nın patlamasıyla (Büyük Patlama), ortaya çıkan temel parçacıklar, büyük patlamadan 100 sn sonra, bir proton ve bir nötron içeren döteryum(ağır hidrojen) atomunun çekirdeğini oluşturacaktır.

Döteryum çekirdekleri de, başka proton ve nötronlarla birleşerek, iki proton ve iki nötron dan oluşan, helyum çekirdeklerini meydana getirecektir. 'Büyük Patlama'dan birkaç saat sonra, helyum ve diğer elementlerin oluşumu, duracaktır. Bundan sonraki bir milyon senede, evren genişlemeyi sürdürürken, sıcaklık giderek birkaç bin dereceye düşecek. Elektronlarla, çekirdekler birleşerek atomları oluşturacaktır. İşte bu aşamadan sonra, atomların meydana getirdiği gaz bulutlarının, çökmeye başlamasıyla, galaksiler ve yıldızlar, ortaya çıkacaktır. Bu gaz kümelerinin yoğun bölgelerinde, kütlesel çekimin etkisiyle çöküş başlayacak, bu da burkulmayı-dönmeyi doğuracaktır. Zaman ilerledikçe, galaksilerdeki hidrojen ve helyum gazları, kendi kütlelerinin çekimi altında çöken, küçük bulutlara dönüşecektir. Bulutlar büzüldükçe, atomlar çarpıştıkça, gazın sıcaklığı artacak ve giderek çekirdek kaynaşması reaksiyonu ortaya çıkacaktır.

"Kaymak Deneyi"

Bu olayı, bir misalle açıklayalım: Anadolu da, kaymaktan yağ elde etmek için, bir kazan içindeki kaymak, bir kepçeyle, kendi ekseni etrafında döndürülür. Kepçenin kendi ekseni etrafında döndürülmesi, kaymağın, sürekli dönmesini sağlar. Yağ molekülleri, çarpışarak, merkezde ve merkezin çevresinde topaklanır. Topaklanan yağ kütleleri, merkezden çevreye doğru küçülür. Merkezdeki en büyük kütleli yağ topağı, kendi etrafında dönerken, çevredekiler, merkezin etrafında dönerler. Giderek, merkezdeki yağ kütlesi, çevredeki yağ kümelerini, kendisine yapıştırarak büyür. Anadolu insanı, kaymaktan yağı iki şekilde elde eder: Ya yayıkla, kaymağı çalkalayarak, ya da yukarıdaki şekilde elde eder. Bu 'kaymak deneyi', bize, galaksilerin, yıldızların veya Güneş Sistemi'nin ilk evresini, en güzel bir şekilde açıklamaktadır.

Yıldızların Doğumu Ve Ölümü


Mademki karadelik, bir yıldızın ölümüyle ortaya çıkıyor. O halde bir yıldızın, doğumuna ve ışıyarak hayata gözlerini açmasına, yakından bakalım. Kütlesel çekimin etkisiyle, kendi üstüne çöken ve dönen, hidrojen gazı kümesindeki atomlar, 'kaymak deneyi'nde olduğu gibi, gittikçe daha sık ve daha hızlı bir şekilde, biri birine çarpar ve böylece gaz ısınır. Sonunda gaz, o derece sıcak olur ki; hidrojen atomları, çarpışınca sıçrayacakları yerde, kaynaşarak, helyum atomlarını oluştururlar. Patlayan bir hidrojen bombasına benzer bir reaksiyon ısısı, yıldıza, parlaklığını verir. Yıldız, ışımaya başlar. Artan ısı, gazın basıncını artırarak, yıldızın merkezine yönelik, kütlesel çekim kuvvetini dengeler. Çökme durur ve yıldız, bu kararlı durumda, çok uzun süre kalır. Ancak zamanla yıldız, hidrojen yakıtını bitirerek, gerekli ısı enerjisini sağlayamadığı için, soğumaya ve büzüşmeye başlar. İşte o zaman, yıldızı bekleyen akıbetlerden biriside, karadelik olmaktır. Yıldız, ne denli büyük kütleli ise, o derecede yakıtını çabuk bitirir. Kütlesel çekimi dengelemek için, daha çok ısıya ihtiyaç duyar ve böylece yakıtını, çok çabuk bitirir. Kısacası, yıldız ne kadar büyük kütleli ise, o denlide ömrü kısa olur.
YILDIZLARIN EVRELERİ VE KARADELİKLER DEVAM

Kırmızı Dev

Güneş'e benzeyen yıldızlar, parlaklıklarında büyük bir artış göstererek, ölmeye mahkûmdurlar. Yıldızın çekirdeğinde hidrojen kalmadığında, nükleer yakıtı da, geçici olarak tükenmiş demektir. Çekirdekteki nükleer reaksiyonlar, dursa da, çekirdek çevresindeki bir kabukta, hidrojen yanması devam eder. Bu arada, hidrojen yakan kabuğun, sıcaklığı artar. Bu nedenle de, helyum üretimi, hızlanarak sürer. Kabuğun fazla ısınması nedeniyle, yıldızın zarfı, genişlemeye başlar. Yarıçapı, 100 kat artan yıldız, bir kırmızı dev haline gelir. Zarf genişlerken, aynı zamanda soğur. Yıldızın, dış katmanlarını oluşturan gazlardaki bu soğuma, ışıma gücü denen bir özellikle açıklanır. Zarf soğurken, yıldızın kütlesinin, yüzde onunu oluşturan helyum çekirdeği, büzülür ve ısınır. Sıcaklık, on kat artarak, yaklaşık 100 milyon derece Kelvin'i bulunca, helyum ateşlenir. Üç helyum çekirdeği, kaynaşarak bir karbon çekirdeğine dönüşür ve füzyon enerjisi açığa çıkar.

Kırmızı Süper Dev



Hidrojen yakan kabuk, sonunda yakıtını bitirerek, zayıfladığında, yıldız büzülür ve mavileşir. Çekirdek, tümüyle karbona dönüşmüştür. Karbon çekirdeğin dışındaki helyum, füzyon reaksiyonlarını başlatacak kadar ısınmıştır. Helyum, şiddetli bir şekilde yanarak, en dış kabukta, hidrojen yanmasını başlatır. Yanmakta olan her iki kabuktan yayılan ısı, kırmızı dev yıldızın daha fazla şişmesini sağlar. Yıldız, ışıma gücü, 1000 Güneş'e eşit olan, bir kırmızı süper deve dönüşür.

Beyaz Cüce





Bu aşamadan sonra, karbon çekirdeğinin sıcaklığı, yükselerek, karbon füzyonuyla enerji üretmeye başlar. O kadar çok enerji açığa çıkar ki, yıldız, kararsız hale gelir ve dış katmanlarını, uzaya fırlatır. Sonunda, yıldızın kütlesinin, yüzde onunu oluşturan ve iyonlaşmış gaz kabukla çevrili, karbon bir çekirdek kalır. Böylece yıldız, süper dev bir gezegenimsi bulutsu haline gelmiştir. Gezegenimsi bulutsunun, merkezindeki yıldız, bir beyaz cücedir. Bir beyaz cücede, atomlar, biri birinin içine girecek kadar sıkıştırıldığından, basınç, bir araya gelip sıkışan elektronlar tarafından oluşturulur. Bir beyaz cüceyi, kütle çekim kuvveti, karşısında çökmekten alıkoyan, bu yozlaşmış elektronların basıncıdır.

Beyaz cücenin, sahip olacağı en büyük kütle, Chandrasekhar kütlesi olarak bilinen, 1,4Mg (güneş kütlesi)dir. Bundan daha büyük kütleli, bir yıldızın çökmesini, yozlaşmış elektron basıncı engelleyemez. Her kızıl devin çekirdeğinde, bir beyaz cüce vardır. Ve bu çekirdek, sürekli olarak, yıldızın maddesini azaltır. Sonunda kızıl dev, buasalak çekirdeği tarafından tüketilir. Yaklaşık olarak, Dünya büyüklüğünde, gerçek beyaz cüce, tek başına ortaya çıkar.

Siyah Cüce

Parlayan bir beyaz cücede, daha ileri düzeyde, nükleer reaksiyonun başlaması, mümkün değildir. Yaklaşık 10 milyar yılda, bütün enerjisini uzaya fırlatan beyaz cüce, bir siyah cüceye dönüşür. Bu ise, yaklaşık yerküre boyutlarında bir yıldız olup, sıcaklığı ve ışıma gücü çok azdır. Gökyüzünde, çok sayıda beyaz cüce gözlenebilir. Beklide Samanyolu galaksimizdeki parlak yıldızların, yüzde onu beyaz cücedir. Beyaz cüceler, tek başlarına öylesine yoğun yıldızlardır ki; beyaz cüceyi oluşturan maddeyle doldurulmuş bir pingpong topu, birkaç yüz ton ağırlığındadır. Bu çeşit gök cisimleri, karanlık madde hüviyetindedir.

Güneş Beyaz Cüce Olacak

Güneş'in birkaç milyar yıl sonra, yakıtı bittiğinde, kırmızı dev haline geleceği, tahmin edilmektedir. Böylece, Merkür ve Venüs gezegenlerini içine alacak şekilde şişecek ve daha sonra katmanlarını, uzaya fırlatacak. Sıkışıp ısınan Güneş merkezi, bir beyaz cüce olacaktır.

Yıldızların hepsi, Güneşin kaderini paylaşmaz. Bazılarının akıbeti, Chandrasekhar limiti olarak bilinen ve beyaz cüce kütlesinin, en üst sınırı olan bu limite bağlıdır. Bir Hintli bilim adamından ismini alan, bu limit değeri;1.4Mg(güneş kütlesi) dir. Sonuç olarak, kütlesi, Güneş kütlesinin 1,4 katından daha az olan bir yıldız, büzülmeyi durdurup, beyaz cüce haline gelecektir.

Çekirdeğin kütlesi, 1.4Mg yi aştığı zaman, yozlaşmış elektron basıncı, çökmeyi önleyemez. Çekirdek, çöker ve atomların ötesinde, atom çekirdeklerinin sıkıştırıldığı, çok daha yoğun bir durum ortaya çıkar ki,bu nötron yıldızıdır.

Nötron Yıldızı





Kütleli yıldızlar, galaksinin ana kolu üzerinde, kısmen az zaman geçirirler. Büyük kütleli yıldızların evrimleri, oldukça hızlıdır. Kırmızı dev ve süper kırmızı dev aşamalarından, daha çabuk geçerler. Bu yıldızların çekirdek kütlesi, 1,4Mg(güneş kütlesi) den daha fazla olduğundan, artık yozlaşmış elektron basıncı da, çökmeyi önleyemez. Çekirdeğin çöktüğü, atom çekirdeklerinin sıkıştırıldığı ve maddenin çok daha yoğun olduğu, bir aşamaya gelir. Bu durumda protonlar, elektron yakalayarak nötronlara dönüşürler. Şiddetli nükleer tepkimeler sonucunda, korkunç miktarda enerji açığa çıkar. Bu ise, maddeyle çok zayıf bir şekilde etkileşen, karşı nötrinolar biçiminde, yıldızdan enerji kaçışı demektir. Sonunda, yalnızca nötronlardan meydana gelen, dev bir atom çekirdeği oluşur.

Nötron yıldızı, çekirdek yoğunluğuna kadar sıkıştırılmış olan, yozlaşmış nötron basıncı tarafından, daha fazla çökmesi önlenen, bir gaz küresidir. Yozlaşmış nötron basıncı, nötronların, biri birine değecek kadar sıkışmasından dolayı, ortaya çıkan bir basınçtır.Ortaya çıkan nötron yıldızının yarıçapı, yaklaşık 1km ve yoğunluğu da, yaklaşık olarak, 1cm³ de 1 milyar tondur. Başka bir ifadeyle, yine bir pingpong topunun içi, nötron yıldızının maddesiyle doldurulacak olsaydı, bu top, Mars'ın uydusu Deimos kadar ağır olurdu. Böyle bir nötron yıldızı, yarıçapı 10km olan bir atom çekirdeğidir.

Bir nötron yıldızı, karadelik değildir. Karadeliğe giden yolda, bir istasyon, bir durak noktasıdır.

Süpernova Ve Nötrinolar





Çekirdeğinin çökmesi, kırmızı süper dev evresindeki yıldızın, dış katmanlarını, büyük bir hızla dışarıya fırlatan, bir şok dalgası oluşturur. Bu bir süpernovadır. Süpernovalar, çok verimli nötrino kaynaklarıdır. Tersine nötrinolar, bir nötron yıldızının oluştuğunun açık kanıtlarıdırlar. Süpernova patlamasındaki enerjinin, %99 u, nötrinolar ve karşı nötrinolar biçiminde yayınlanır.

Pulsarlar Ve Atom Saatleri

1967 yılında, gökyüzünde, düzenli radyo dalgası yayınlayan nesneler, fark edilmiştir. Araştırmacılar önce, yıldız kümesindeki bir yabancı uygarlıklarla karşılaştıklarını sanmışlar! Ancak, daha sonra görülmüştür ki, bu düzenli radyo dalgaları,pulsarlar dan gelmektedir. Pulsar adı verilen bu nesneler, gerçekte, manyetik alanlar ve radyo dalgaları yayınlayan, nötron yıldızlarıdır. Kendi etrafında dönen nötron yıldızları, bir radyo ışınımı yayarlar ve bunlar pulsarlardır. Pulsar olarak adlandırılan bu gök cisimleri, bir atom çekirdeğindeki gibi, tümüyle nötronlardan oluşan ve bir fincan kadarı, tonlarca ağırlıkta olan, çökmüş bir yıldızdır.

Bilinen en hızlı pulsarların periyotları, milisaniye mertebesindedir. Periyotları, o denli düzgündür ki, insanoğlunun yaptığı, en duyarlı zaman ölçme araçlarından, daha da hassastır. Yeryüzündeki en iyi atom saatleri ile yarışırlar. Pulsarlar, dönmekte olan mıknatıslara benzerler. Zamanla elektromanyetik ışıma sonucunda, enerji kaybettiklerinden, radyo frekanslarında bile görünmez olurlar. Galaksimiz, uzun zaman önce ölmüş olan pulsarlardan başka bir şey olmayan nötron yıldızlarıyla doludur.

Nötron yıldızı, bu aşamada, Chandrasekhar limitine benzer, yeni bir sınırla, karşı karşıyadır. Böyle bir yıldızın çekirdek(yürek ) kütlesi, 2.5Mg(güneş kütlesi) ni aştığı zaman, kendi kendisinin ağırlığını taşıması imkânsızdır. Artık karadelik sürecinin yolu açılmış demektir.

Kuasarlar





Evrende, ışıma güçleri, en yüksek olan cisimler, kuasarlardır. Spektrumlarının kırmızıya kayışına bakılacak olursa, tüm galaksilerden, katbekat daha parlak olan, yıldızımsı gök cisimleridir. Kuasarlar, muazzam ölçülerde ışık yayan, küçük gök cisimleridir. Mesela, 3 milyar ışık yılı uzaklığında bulunduğu tahmin edilen 3C273 Kuasar'ı, tek başına, 1 milyar Gökada toplamı kadar ışık yaymaktadır. Kuasarların, süper yoğun bir karadelik olduğu, düşünülmektedir.

Kuasarlar, genelde; radyo, kızılötesi, x-ışını ve gamma ışını kaynaklarıdır. Ancak, x-ışını enerjisi, diğerlerinden daha fazladır. Kuasarlar, genellikle, çok uzak ışık kaynaklarıdır. Kuasarların, 1963 de keşfi, karadelikler üzerinde yapılan, kuramsal ve gözlemsel çalışmalarda, büyük gelişme sağlamıştır.

Bir karadeliği aramanın bir yöntemi de; görünmeyen, yoğun, büyük kütleli bir nesnenin yörüngesinde, dönen maddeleri araştırmaktır. Belki de, galaksilerin ve kuasarların merkezlerindeki dev karadelikler, en önemli karadelik çeşitleridir.
Güneş Böyle Patlayacak

Hubble Uzay Teleskobu, tıpkı bizim güneşimize benzeyen bir yıldızın patlamasını görüntüledi. Bilimadamları, bir gün bizim güneşimizin de aynı şekilde patlayacağını ve dünyadaki hayatı sona erdireceğini söylüyorlar.

Ancak bu 5 milyar yıldan önce olmayacak. Hubble projesinden Dr. Lars Christensen, "Güneş büzülüp soğuyacak ve ölecek" dedi.
Dr.Lars Chiristensen Yüce Kitâbımız Kuran-ı kerim''i incelemiş herhalde... Sonsuzluk ALLAH''a mahsus. Bâzıları inanmasa da; "inanmamak, ölmeye değil, cennet''e gitmeye mâni"... Kaçınılmaz son mutlaka gelecek ama, bâzı insanlar kendi sonunu çabuklaştırdıkları gibi, dünyanın sonunu da çabuklaştırıyorlar...ALLAH''ın büyüklüğüne akıl sır ermez...Gâfillerin kimileri ALLAH''a ait sıfatları kullar için kullanıyor, kimi zulme ve haksızlığa devam ediyor. İYİ Kİ SON''UN SONUNDA İLAHİ ADALET VAR!






Konu Hakkında Araştırma:

Yıldızlar infilak etmeden ışık yayıyor. Bilim dünyası bunu araştırıyor...
Lynx (vaşak) galaksisinde yer alan bir yıldızın 2006'da infilak ederek parçalanmasından iki yıl önce kısa bir süre çok parlak ışık yaydığı tespit edildi.

Avrupalı, Japon ve Çinli astrofizikçilerden oluşan ekibin gözleminde, yaşamının sonuna gelen bir yıldızın infilak edeceğini önceden işaret etmesi ilk kez belirlendi.

Süpernova haline gelen bu yıldızlar, kısa bir süre gökyüzünün en parlak cismi oluyor.

Araştırmacılarının bu gözleme katıldığı Avrupa Atom Enerjisi Komisyonu'nun (CEA) açıklamasına göre, bu işaret gökbilimcilere, yıldızların infilak ederek parçalanmasını gözlemleme olanağı sunuyor.

Çalışmalarını Nature dergisinde de yayımlayan bilimadamları, SN2006jc adı verilen yıldızın en şiddetli yıldız patlamalarıyla kıyaslanabilecek azami parlaklığa ulaştığını ve bunun Güneş'in bir milyar katı olarak tanımlanabileceğini kaydetti.

internethaber.com
Bilimadamları, patlayan yıldızın Güneş'in kitlesinin 15-25 katı olduğunu ve sadece karbon ve oksijenden oluştuğunu, helyum açısından zengin bir yerin içinde yer aldığını da belirtti.


--------------------------------------------------------------------------------------------------
Nasa'yı şok eden yeni Güneş sistemi.

ABD'li gökbilimciler ilk kez Güneş Sistemi dışındaki gezegenlerin atmosfer bileşenlerini analiz etti. Uzmanların temel astronomi varsayımlarına göre var olduğuna inandığı suya rastlanamadı!
NASA'nın 400 milyon dolarlık Spitzer uzay teleskopuyla gözlem yapan iki farklı ekip ilk kez yapılan dış gezegen (Güneş Sistemi dışındaki gezegen) incelemesinden çarpıcı sonuçlar elde etti: Uzmanlar gezegenlerde su bulamadı!
Sonuçlar şaşırtıcı çünkü astronominin temel varsayımlarına göre, uzaktaki iki sıcak gezegenin atmosferinde herhangi bir formda su olması gerekiyor. Çünkü bu gezegenlerin etrafında döndükleri yıldızlarda, suyu oluşturan hidrojen ve oksijen bulunuyor. Dolayısıyla gezegenlerin atmosferlerinin de sudan oluşması bekleniyor.

'Çok ciddi bir gelişme'


Uzmanlar çalışmada ışık tayfı kullanarak kızılötesi bölgedeki ışığı ayrıştırdı. İncelemeye tabi tutulan ve 'sıcak Jüpiterler' diye bilinen iki gezegen Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeninden biraz daha büyük, fakat kendi yıldızlarına Jüpiter'in Güneş'e mesafesinden 100, Güneş'e en yakın gezegen Merkür'den 10 kat daha yakın.
İki gezegenden Dünya'dan 576 trilyon km. ve 62 ışık yılı uzaktaki 'HD 189733b', bu gezegenler arasında Dünya'ya en yakın olanı ve Vulpecula takımyıldızının bir parçası. Gezegen, yörüngesini 2.2 Dünya gününde tamamlıyor. 'HD 209458b' ise Pegasus takımyıldızının parçası, Dünya'dan 900 trilyon yıl ve 1 ışık yılı uzakta. Yörüngesini 3.5 Dünya gününde tamamlıyor.
Pegasus takımadasındaki bu gezegende silisyum ve oksijen karışımı olan silikat ve henüz belirlenemeyen ancak metan olduğu düşünülen bir bileşen bulundu. Diğerindeyse aranan hiçbir molekülün izine rastlanmadı. Ekipten Carl Grillmair, "Bu, bir uyanma çağrısı. Kesinlikle daha fazla araştırma yapmamız gerekiyor" dedi.
Harvard Üniversitesi'nden David Charbonneau ise bu durumun gökbilimcilere, araştırmalar sırasında çok da Dünya merkezli olunmaması gerektiğini gösterdiğini söyledi. "Bu çok ciddi bir gelişme, bizi başka bir gezegende hayat olduğunu keşfetmeye götürecek olay zincirinde yeni bir adım" diyen Grillmair ise Güneş Sistemi'nde de iki adet su bulunmayan gezegen olduğunu da vurguladı: Merkür ve Venüs.

Peki su nereye gitti?


Uzmanlar suyun 'saklanmış' olabileceğini söylüyor ve ekliyor: "Su tozlu bulutların ardında olabilir. Ya da tüm su moleküllerinin ısı dereceleri aynı ve bu da onların kızılötesi ayrıştırıcısıyla görünmesini imkânsızlaştırmış olabilir. Belki de hakikaten yok. Gezegenlerden birindeki silikat benzeri madde teleskopun daha alçakta olan suyu görmesini engelliyor da olabilir." Şimdiye dek 213 dış gezegen bulundu. Bunların sadece 14'ünün bu tür çalışma yapmayı sağlayan yörüngesi var ve sekiz-dokuzu görülebilecek yakınlıkta. Araştırma Nature ve Astrophysical Journal Letters dergilerinde yayınlandı.
NASA KUZEY KUTBUNDA GÖRÜLEN ESRARENGİZ IŞIKLARIN SIRRINI ÇÖZÜYOR: İŞTE BÜYÜK SIR!..

NASA, kuzey kutbunda geceleri görülen hareketli ve renkli esrarengiz ışıkların sırrını çözüyor:

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), kuzey kutbunda geceleri görülen hareketli ve renkli ışıkların (aurora borealis) esrarını aydınlatabilmek için iddialı bir proje hazırladı.
NASA yetkilisi Frank Snow, "bizi Güneş in öldürücü ışınlarından koruyan manyetosfer tabakasının varlığına işaret eden" ışıkların işleyiş mekanizmasını anlamak için 15 şubatta 5 uydu fırlatacaklarını bildirdi.
Daha önce bu amaçla fırlatılan uydu, ışıkların sırrını ortaya çıkaramamıştı.
Şubatta fırlatılacak uydular, Güneş rüzgarlarıyla gelen ve atmosferin üst katmanlarında biriken parçacıkların ne zaman, nerede ve nasıl boşalarak "elektron yağmurlarına" yol açtığını belirlemeye çalışacak.
NASA yetkilileri, 2 yıl sürmesi öngörülen bu projenin Güneş le Dünya nın etkileşim mekanizmasının anlaşılmasında çığır açacağını düşünüyor.
NASA uzmanlarının yanı sıra Berkeley üniversitesinden bilim adamlarının katılacağı THEMİS adlı proje, 200 milyon dolara mal olacak.
Kuzey manyetik kutbunu çevreleyen "aurora borealis" ve güney manyetik kutbunu çevreleyen "aurora australis", Güneş rüzgarlarıyla gelen yüklü elektronların Dünya atmosferindeki elementlerle etkileşime girmesiyle oluşuyor.
Güneş rüzgarları, yeryüzü çekirdeğinin ürettiği manyetik güç çizgilerini izleyerek manyetosfere girer. Burası, "gözyaşı damlası" biçiminde ve çok yüksek oranlarda yüklü elektrik ve manyetik alanlar bölgesidir.
Elektronlar, yeryüzünün en üst atmosferine girdiğinde, yerkabuğu yüzeyinden 20 ila 200 mil yukarıdaki yüksekliklerde oksijen ve nitrojen atomlarıyla çarpışır ve böylece ışıma oluşur. Işımanın rengi, elektronların hangi atomla hangi yükseklikte çarpıştığına bağlıdır.

YILDIZLAR VE YAŞAMLARI



KUR'AN DA YILDIZ


Konu Hakkında Kur'an a da bir bakalım :


O (Allah) ki, yıldızları, karanın ve denizin karanlığında, onlarla yol bulasınız diye yarattı. Anlayan bir kavim için âyetleri (böyle) açıklarız.

[ENAM(6)/ 97]


Muhakkak sizin Rabbiniz, O Allah tır ki, altı günde(devirde), gökleri ve Arz ı yarattı. Sonra Arş'a istiva etti(yöneldi). Geceyi, kendisini sürekli takip eden gündüzle örttü. Güneş i, Ay ı ve yıldızları, emrine boyun eğdirdi. Yaratma da, emir de, (Allah ın) değil midir?

[ARAF (7)/54]


(Allah), geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı sizin emrinize verdi. Yıldızları da, emrine boyun eğdirdi. Muhakkak bunda, akledecek bir kavim(topluluk) için ayetler vardır.

[NAHL(16)/12]


Sizi sarsmasın diye, Arz'a dağlar bıraktı. Irmaklar ve yollar (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz.

Ve alametler(işaretler) de. Onlar, yıldızlarla yollarını bulurlar.

[NAHL(16)/15-16]


Görmedin mi ki, muhakkak, göklerde ve yerde olanlar, Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu, Allah'a secde etmektedirler. İnsanlardan birçoğu üzerine de, azap hak olmuştur. Allah kimi alçaltırsa, artık ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.

[HACC(22)/18]


Allah,  Göklerin-Arz ın (Evren in)  Nuru dur.  Allah'ın Nuru nun misali,  Oyuk  içinde bulunan bir  Lamba  gibidir. Lamba, bir sırça içerisindedir ve sırça, sanki   incimsi bir yıldız dır(kuasar yıldızı gibi). O(Lamba) ki, ne doğuda, ne de batıda bulunmayan, mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Neredeyse, ateş dokunmasa da, onun yağı,  ışık  verir. (Bu), Nur üzeri Nur'dur. Allah, kimi dilerse, onu Kendi Nuru'na doğrultur. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyin Âlimi'dir.

[NUR (24)/35]


Muhakkak Biz, Dünya Göğü'nü, yıldızlarla donattık.

[SAFFAT (37)/6]

Sonra, oraya Göğe yöneldi, o duhan(gaz) halinde idi. Böylece (Göğe) ve Arz a dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" İkisi de: "İsteyerek (İtaat ederek) geldik" dediler.

Böylece onları, iki günde(devirde),  yedi gök  olarak tamamladı ve her bir göğe, emrini vahyetti. Biz,  Dünya Göğü'nü de, lambalarla(yıldızlarla) süsleyip-donattık ve muhafaza ettik. İşte bu, Aziz(üstün-şerefli) ve Âlim olan Allah'ın takdiridir.

[FUSSİLET(41)/11-12]


Çöktüğü zaman yıldıza andolsun!

[NECM(53)/1]

Yıldızlar ve ağaçlar, ikiside (Allah'a) secde ederler.

[RAHMAN(55)/6]


Hayır, yıldızların çöktüğü yere(karadeliğe) yemin ederim.

Şayet bilirseniz, bu azim(büyük) bir yemindir.

[VAKIA(56)/75-76]


Muhakkak Biz, 'Dünya Göğü'nü lambalarla (yıldızlarla) süsleyip-donattık. Bunları, 'şeytanlar' için bir taşlama kıldık. Onlar için 'çılgın ateş azabı' hazırladık.

[MÜLK(67)/5]


Yıldızlar 'söndürüldüğü  zaman!

Gök, 'çatlayıp- yarıldığı' zaman!  

[MÜRSELAT(77)/8-9]

Güneş, 'körleştirildiği' zaman!

Yıldızlar, 'söndürüldüğü' zaman!

[TEKVİR (81)/1-2]


Yıldızlar, 'dağılıp-saçıldığı' zaman!

[İNFİTAR (82)/2]


Göğe ve  Tarık a (burgulu yola) andolsun!

Nedir  Tarık  bilir misin?

Delik yıldızdır (karadelik)!

[TARIK (86)/1 3]



Alıntı:yaklasansaat.com

Devam:

1-Yıldız: Evrende en bol bulunan element olan hidrojenin,yavaş yavaş helyum,karbon,azot, oksijen, demir gibi,daha ağır elementlere dönüştüğü ve içinde termonükleer reaksiyonların yer aldığı bir gökcismi .
2- Yıldızlar,atom ve molekülden çok, iyon ve elektronlardan oluşmuş bir gazdır.
3- Yüzey sıcaklıkları, çevrelerinin sıcaklıklarına göre çok yüksek olduğu için, uzaya sürekli enerji salarlar.
4-Yıldızlar,içlerinde oluşan nükleer tepkimelerle, uzaya devamlı enerji salmaları sonucu, kütlelerinden kaybederler.Ancak bu kütle kaybı, yıldızın yaşamı boyunca kütlesinin %1'ini geçmez.
5- Yıldızda gerçekleşen en önemli tepkime zinciri , hidrojeni helyuma dönüştüren zincirdir(hidrojen yanması).
6- Yıldız kütlesi,ne kadar büyükse, hidrojenin yanma süresi, o kadar kısa olur.
7- Yıldızlar,doğar,büyür ve ölürler.Bir yıldızın öldüğünü görmek, doğduğunu görmekten çok çok kolaydır.
8- Bir yıldızın yaşamı süresince, yıldızın içerdiği madde, birbirine zıt yönlü iki kuvvetin etkisi altındadır.
.......a-Maddeyi birbirine doğru çeken, yani yıldızı çökmeye zorlayan kütle çekim kuvveti.
.......b-Yıldızdaki nükleer tepkimelerin yan ürünü olarak ortaya çıkan,yüksek sıcaklığın,ısı gaz basıncı.
Bu iki kuvvet dengelendiği sürece yıldız yaşamını sürdürür.
9 - Gökadamızda, her yıl güneş kütlesinin 3 katı ile 10 katı arasında değişen kütlelerde, 30-40 yıldızın doğduğu tahmin ediliyor.
10- Büyük kütleli yıldızlar, gökadaların evriminde,temel rol oynarlar.Yaşamlarının sonunda, dış katmanlarının büyük bölümünü,uzaya fırlatan bir patlamayla yok olurlar.Bu süpernova patlamasıdır. Bu patlama, gökadaların kimyasal açıdan zenginleşmesine sebep olur.
11- Bir yıldızın, parlayacağı süreyi, doğduğu andaki kütlesi tayin eder. Kütle, ne kadar büyükse, parlaklık o kadar fazladır.Ancak bir yıldız ne kadar büyük kütleli ise, o kadar kısa sürede bir karadeliğe dönüşür.

YILDIZLARIN DOĞUMU

Galaksimizdeki yıldız oluşum bölgelerinin ,yıldızlararası ortamın, en yoğun,en soğuk ve en karanlık bulutları olduğu gözlenmektedir.Bu bulutların kütleleri, 10000-1 milyon güneş kütlesi arasında olup; temel olarak, molekül yapısındaki hidrojenden oluşmaktadır.
Kısa ömürlü büyük kütleli yıldızlar, oluşum bölgelerini aydınlatmaktadır. Yıldız doğumlarının gözlemlendiği yıldızlararası bulutlar ve genç yıldızların bulunduğu bölgeler,sarmal kollarda yoğunlaşmaktadır.
Tıpkı kalabalık bir trafikte olduğu gibi, bulutlar,gelgit alanının yarattığı yüksek yoğunluk bölgelerinde,zaman zaman çarpışırlar .Çarpıştıklarında,tıpkı iki kartopu gibi kaynaşırlar.Çarpışan bulutlar,bir yandan galaksi çevresinde dönerken, bir yandan da boyutları, yavaş yavaş büyüyen,karmaşık topaklanmalar oluştururlar. Bulutların kütleleri, arttıkça yoğunlaşırlar ve kütle çekim kuvvetleri de, buna paralel olarak artar.Bu yolla bulutlar , artık kararlı olmadıkları boyutlara kadar büyürler.En büyük kütleli bulutlar ,sonunda birçok yıldız kütle parçaları halinde, kümelere bölünürler.Bunlar ilkel yıldızlar olup, zamanla yıldıza dönüşecek olan cisimlerdir.
Sonraki aşama,merkezlerindeki sıcaklık ve basıncın arttığı, yuvarlak kütlelerdir.Bu sıcaklık,10 milyon dereceye ulaştığında ise, kütlenin içindeki hidrojen gazı, termonükleer reaksiyona başlar ve böylece bir yıldız doğmuş olur.



Hubble uzay teleskobu, yıldızların doğuşuna tanıklık etti.Dünyadan 7000 ışık yılı uzaklıktaki kartal nebulasında (bulutsu),yıldız oluşumuna imkan verecek, 50 kadar kozmik yumurtanın çatlamasını görüntüledi .

YILDIZLARIN EVRİMİ VE ÖLÜMÜ


*BEYAZ CÜCE



Güneşe benzeyen yıldızlar, yaşamlarını beyaz cüce olarak, sonlandırırlar.Yıldızların %98'i, evrimlerinin son aşamasında, beyaz cüceye dönüşürler. Yıldızda gerçekleşen en önemli tepkime zinciri, hidrojeni helyuma dönüştüren zincirdir (hidrojen yanması).Ancak yıldızın nükleer yakıtı sınırlıdır.
1- Hidrojen azalıp helyum arttıkça, çekirdeğin yoğunluğu artar.Merkezdeki kütle çekim , gaz basıncına baskın hale gelmeye başladıkça da, yıldızın çekirdeği çökmeye başlar.
2- Basıncı iyice artan hidrojeni yakan katman,çok hızlı bir yanma sürecine girer.Böylece, ortaya çıkan ışınım basıncı, yıldızın dış katmanlarının genişlemesine yol açar.Yıldız, o kadar genişler ki ; çapı eski çapının 100 katını geçer.Bu "Kırmızı Dev "aşamasıdır.Yüzey alanı çok arttığından, 1000 kat daha fazla ışıma yapar.
3- Sıkışan çekirdek, helyumun karbon oluşturmasına yol açar.Bu süreçte yıldız, hemen hemen eski büyüklüğüne döner.Hidrojen yakan kabuk, sonunda yakıtını bitirerek zayıfladığında,yıldız büzülür,mavileşir( Mavi Yıldız ).
4- Karbon çekirdeğin dışındaki helyum, son derece şiddetli biçimde yanar.Açığa çıkan ısı, dış kabukta bir hidrojen yanması başlatır.Yanmakta olan her 2 kabuktan yayılan ısı, kırmızı dev yıldızın, daha fazla şişmesine sebep olur . Yıldız,ışıma gücü, 1000 Güneş 'e eşit olan " Kırmızı Süper Deve "dönüşür.
5- Öylesine çok miktarda enerji açığa çıkar ki; yıldız, kararsız hale gelir ve dış katmanlarını, yıldız rüzgarı ile uzaya püskürtür.Sonunda geride, yıldızın orijinal kütlesinin %10'unu oluşturan ve genişlemekte olan iyonlaşmış bir gaz kabukla çevrili karbon çekirdek kalır.Dış kabuk, gezegenimsi bulutsu oluşturur. Çekirdek iyice çökerek, bir beyaz cüce olur.

*NÖTRON YILDIZI




Kütleleri,1,3 ile 3 Güneş kütlesi arasındaki yıldızlar; yaşamlarını, yukarıdaki şekilde sonlandırırlar.Büyük kütleli yıldızların evrimleri hızlıdır.Yıldız,süper kırmızı deve dönüştükten sonra, çekirdek karbonunu da yakarak, oksijene dönüştürecek kadar ısınır. Füzyon (kaynaşma) reaksiyonları sonucu, gittikçe daha ağır elementler üretilir.Sonunda çekirdek,tümüyle demire dönüşür.Demir,bu reaksiyonların son halkasıdır.Isı kaçarken çekirdek,büzülür ve sıcaklık milyar kelvini aşar.Çekirdek,çöker ve atomların ötesinde, atom çekirdeklerinin sıkıştırıldığı ,çok daha yoğun bir durum oluşur.Bu durumda protonlar, elektronları yakalayarak nötronlara dönüştürür. Çekirdeğin çökmesi, kırmızı süper dev evresindeki yıldızın dış katmanını, büyük bir hızla dışa atan bir şok dalgası oluşturur.Bu bir süpernova dır.


Nötron yıldızının oluşum evreleri

Ortaya çıkan nötron yıldızı nın yarıçapı 1 km ve yoğunluğu, santimetreküpte 1 milyar tondur. İlerde sıcaklığını koruyacak bir enerji kaynağı olmadığından, yavaş yavaş soğur.Bir kaç milyon yıl sonra, temel enerji bakımından gözden kaybolur. Karanlık madde ye dönüşür.

*KARADELİK




Eğer bir yıldız çekirdeğinin kütlesi, birkaç Güneş kütlesinden büyükse, yada yıldızlar yeterince büyük yoğunluklarda, bir araya geldiklerinde; kütlesi, Güneş kütlesinin binlerce, milyonlarca, milyarlarca katı olan çok büyük kütleli karadelikler ortaya çıkar. Karadır, çünkü ışığın kaçmasına izin vermez. Hatta fenerinizle aydınlatmaya çalışsanız da, fenerinizden gelen ışığı yutacaktır. Deliktir, çünkü içine attığınız herhangi bir şey, tekrar yüzeye çıkamaz.



Kaynak: 1-Joseph Silk, Evrenin Kısa Tarihi , Çev.Murat Alev,TUBİTAK Yy,1997.
...........2-Bilim ve Teknik.

Galaktik çarpışma

Hubble'ın bugüne kadar çektiği çarpışan Antennae galaksilerinin en keskin fotoğrafı. Galaksiler birbirinin içine girerken, milyarlarca yeni yıldız doğuyor.



Sigar Galaksi

Galaksi Messier 82’nin (M 82) en geniş ve keskin fotoğrafı. Galaksinin merkezinden fışkıran hidrojen bulutları görülüyor. Gökbilimcilerin “Sigar Galaksi” diye de adlandırdığı M82, Dünya’dan 12 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunuyor.




Spiral Galaksi

Hubble'ın 28 Şubat 2006'da görüntülediği Messier 101'in bu görüntüsü, bir spiral galaksinin bugüne kadar çekilebilmiş en geniş ve ayrıntılı fotoğrafı. Galaksi, yüz milyarlarca yıldızdan oluşuyor.



Yıldızlı Gece


Hubble'ın Mart 2004'te görüntülediği bu fotoğraf, Vincent Van Gogh'un "Yıldızlı Gece" isimli tablosunu andırıyor. Daha önce hiç görülmemiş gaz ve tozdan oluşan spiraller uzay boşluğunda trilyonlarca kilometre bir alanı kaplıyor.




Harika beyazlık


Spiral galaksi Sombrero'nun bir fotoğrafı. Merkez etrafındaki yoğun gaz bulutları, çekirdekteki yoğun enerjiden dolayı ışıldıyorlar ve sonuçta bu sıradışı görüntü ortaya çıkıyor.




Parıldayan gazlar


Binlerce yıldızın meydana geldiği ısınan ve ışıldayan gazlardan oluşan bir bölge olan Orion Nebula'sının (bulutsu) bir fotoğrafı.




Yıldızların doğumu


Hidrojenden oluşan bu gaz sütunları, yeni yıldızların doğumhaneleri. Karanlık bölgelerdeki ufak baloncuklar yeni doğan yıldızları gösteriyor.




Göklerin gözü


MyCn18'in bu fotoğrafı tıpkı bir gözü andırsa da merkezinde bir yıldızın bulunduğu ve bu yıldızın çeşitle renklerde parlamasına neden olduğu gaz kütlelerinden oluşuyor.




Fırtınalı hava


Yıldızlararası toz ve gaz bulutlarının bulunduğu bölgelerde, gaz bölgeleri arasındaki ısı farklılıkları Dünya’daki hortumları andıran oluşumlara yol açıyor. Fotoğraf, Lagoon Nebula'sının (bulutsu) merkezi bir bölgesini gösteriyor.




Kozmik At Başı


Gökyüzünde fotoğrafı en fazla çekilen obje olan At Başı nebulası (bulutsusu).




Kadim Cüceler


Samanyolu'nda bulunan yaşamlarının sonlarına yaklaşmış beyaz cüce yıldızlar.




NGC 1850


Magellan Bulutu’nda bulunan en parlak yıldız topluluğu.




Galaksiler


Her birinde yüz milyarlarca yıldız bulunan galaksi kümeleri.




Süpernova


Hubble'ın görüntülediği SN 2002dd Süpernova patlaması. Süpernova patlamalarıyla yokolan yıldızlar, patlama anında kendi galaksilerinin tümünden daha parlak bir ışımaya neden oluyorlar. Bu patlamaların yaydığı radyasyonun dünya üzerindeki yaşamı ve genlerimizdeki mutasyonları etkilediği, böylece evrimin temel tetikliyicilerinden biri olabileceği düşünülüyor.




Komşu galaksi


Samanyolu galaksisine komşu galaksilerden NGC 1569'un bir fotoğrafı.




NGC 3370


1994'de gözlemlenen süpernova patlamasının meydana geldiği spiral galaksi NGC 3370.




Çarpışan galaksiler


Birbirinin çekim kuvvetine kapılmaya başlamış biri büyük iki galaksi. Bu dev yıldız kümeleri kozmik okyanusun enginliği içerisinde dahi birbirleriyle çarpışabiliyorlar.,




Bizim yıldızımız


Dünyamızdaki yaşamı tetikleyen, türümüzün enerji ve yaşam kaynağı Güneş'in X-ray bir fotoğrafı



VE ARAŞTIRMAMA BURADA SON NOKTAYI KOYUYORUM... SORULARINIZI YENİ BİLGİLERİNİZİ KONU HAKKINDA GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİNİZİ BEKLİYORUM... KOLAY GELSİN...
ilk önce bu kadar güzel, ve merakların gözdesi olan bir konu için teşekkürler...
yorumları güzel bi  okuduktan sonrada yapacağız inşaallah WinkWink
şahsen çok merak ederim böyle konulardaaaa
Sayfa: 1 2
Referans URL