Dört kişiydiler koğuşta…
Üç binamaz, o ise namazlıydı…
Diğer üçü sürekli ona takılıyorlardı. Bu üçün biri olan Yılmaz;
“Daha yaşın kaç ilerde kılarsın.
Gel de sohbet edelim
Bir iki lafın belini kıralım yahu
Yani seni gören de…”
Yılmaz’ın sözünü genelde Nevzat kesip;
“Dışarıda yallah yallah, içerde Allah Allah…
Olmaz koçum olmaz.
Bak biz dışarıda da içerde de…
Biz inanmıyor muyuz? İnanıyoruz…
Yeter ki insanın kalbi temiz olsun
Bizim içimiz temiz…”
Recep bu sözlere dayanamayıp;
“Benim içim kirli,
Dışarıda da yallah yallah diyordum,
Nerde akşam orda sabah,
Ama şimdi hatamı anladım!
Tövbe edip Allah’a sığındım!
Ve tövbemde de dönmeye niyetim yok!!!
Yılmaz boş durur muydu hemen mikrofonu kapıp;
“Zaten seni arasına çağıranda kabahat,
Hadi git ne halin varsa gör.
Namaz mı kılacan ne yapacaksan yap?!”
Recep sessiz sedasız koğuşların üst katına çıktı.
İki ranza arasına serdiği seccadesinin başına geçip vakit namazını niyetlendi.
İkinci rekatta gözyaşları yanaklarına akıyordu.
Kan gibi ılık ve tuzlu gözyaşlarıydı.
Hakarete uğradığını düşündüğü için ağlamıyordu.
Arkadaşlarının hidayete ermesi için yalvardı Yüce Allah’a…
Namazın ardından yatağına çekildi.
Hayatü’s saadette neler yaşanmıştı.
Onlar şimdi bizi görselerdi Müslüman demeyecekelrdi.
Biz onları görseydik- haşa, milyon kere haşa- onlara deli diyecektik.
Arkadaşlarının yanına indi gözyaşlarıyla;
Sağ elinde Kur’an-ı Kerim vardı;
Birkaç ayet okudu…
Kimse oralı olmayınca koğuşun kapısını çaldı,
Bir süre sonra görevli memur mazgalı açınca;
Recep koğuştan çıkma isteğinin müdüre iletilmesini istedi.
Bir gün sonra recep koğuştan ayrıldı.
Gece boyunca hayırlı bir yere gitmek için duâ etmişti.
Recep’in yeni koğuşu altı kişilikti.
Koğuşta ise beş kişi vardı.
Beşi de namaz kılıyorlardı…
“Kişi arkadaşının dini üzerindedir
O halde kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat et!”
Lokman HAMİTOĞLU
Şairin görevi süslü kelimeler bulup, bunları yanyana dizmek değil, Şairin görevi; yaşadığı devri ilgilendiren konularda hislere tercümen olmaktır.